HEKİMLERDEN YILBAŞI UYARISI
1- Körlüğe kadar götüren en kötü yaralanmalar, fişek, maytap, torpil, raket gibi patlayıcı maddelerle olmaktadır. Bu tür fişekleri kullanırken alacağınız önlemler:
Kapalı yerlerde kullanmayınız. Duvarlara çarpan fişekler geri gelerek gözü yaralar. Ayrıca oluşan zehirli gazlar solunum zorluğuna ve zehirlenmelere neden olur. Bu tür fişekleri yalnızca açık alanlarda kullanınız.
Patlayıcı fişekleri, torpilleri cam şişelerin içine koymayınız. Kırılan camlar saçma gibi yüzde ve gözde ağır yaralanmalara neden olur.
Kısa fitilli(Bozuk) fişek ve maytapları kullanmayanız. Daha elden atmaya fırsat vermeden patlama olacağı için ağır el ve yüz yanıkları, göz yaralanmaları oluşmaktadır.
2- En çok ve ağır göz yaralanmalarının görüldüğü gün 1.Ocak günüdür. 31 Aralık akşamı tam patlamayan fişek ve torpilleri arayan çocuklar, aslında ateşle oynamaktadırlar. Kısa fitilli ve fitili kopmuş bu fişekleri patlatmak için eline alan ve ateş yakan çocuk patlayıcıyı bu sırada yüze ve göze çok yakın tutmaktadır ve yaktıktan sonra da fırlatacak zamanı olmamaktadır. Böylece çok ağır el ve yüz yanıkları, körlüğe kadar götüren göz yaralanmaları (kimyasal yanıklar, göz içi kanamaları)olmaktadır.
Bu nedenle bu tür fişekleri kullanmadan önce kullanma kılavuzunu mutlaka okuyunuz. Yazılanları harfiyen uygulayınız. Anne ve babalar: Havai fişikler birer oyuncak değildir. Çocuklarınızın eline bu fişekleri vermeden önce onlara iyice bilgi veriniz. Olası tehlikelere karşı uyarınız. Dükkan sahipleri: Bu tür patlayıcıları çocuklara satmayınız. Satın alanlara da kullanma kılavuzunu okumalarını bir kez daha hatırlatınız.
3- Diğer bir ağır göz yaralanması çeşidi de, köpüklü şarap veya şampanya şişesini açarken aniden büyük bir güçle fırlayan mantarın veya tıpanın göze çarpması ile oluşan göz yaralanmalarıdır. Gözde ağır kanamalar, göz bebeğinin yuvarlıklığını kaybetmesi, göz merceğinin yerinden oynaması, ağ tabakanın yırtılması gibi ağır kalıcı hasarlar oluşur.
Önlem: Bu tür şişeleri açarken şişenin ucunu odada hiç kimsenin olmadığı bir yöne eğik olarak çeviriniz veya şişenin tıpasını açarken üstününe bir havlu koyunuz ki tıpa fırlamasın. Şişenin ucunu kesinlikle şaka olsun diye arkadaşlarınıza doğru çevirmeyiniz veya kendi gözünüze doğru tutmayanız. Şişenin ucunu yakın bir duvara çevirmeyiniz. Duvardan çarpan tıpa geriye dönerek göze gelebilir.
4- Diğer sıkça görülen ve uzun süren rahatsızlıklara neden olan bir yaralanma çeşidi de çam ağaçlarının iğne yapraklarının göze değmesi, çarpması ile oluşur. Çam ağacını taşırken, yerleştirirken veya yanından geçerken, oynarken gerilen dalın boşalması ile yüze ve göze çarpma olmaktadır. İğne gibi olan çam yaprakları da bu sırada gözün saydam tabakasını çizer. Ayrıca yaprağın içindeki reçine türü kimyasal maddeler de göze değeceği için, uzun süre iyileşmeyen sık tekrarlayan sıyrıklar(erozyonlar) oluşur.
Çam ağacının yanında oyun oynamayınız.
5- Önemli bir yaralanma işitme organında gerçekleşir. Patlayıcıların çeşidine göre 2 metre uzaklıkta 190 dB şiddetine kadar ulaşan çok kısa süreli(Saniyenin 1/4'ü kadar) ses dalgaları oluşmaktadır. Bu kadar şiddetli ses dalgaları çok kısa sürdüğü için çevredekiler tarafından tehlikesizmiş gibi algılanmakta, ayrıca yılbaşının eğlence ortamında önlem almak gereği düşünülmediği için tekrar tekrar yeni torpiller patlatılmaktadır. Fakat bu şiddetli ses dalgaları kulak zarını kolaylıkla patlatabilir, iç kulağa çarparak işitme sinirine zarar verebilir ve hiç geçmeyen kalıcı çınlamalara, daha kötüsü sağırlığa neden olabilirler.
Önlem: Patlayıcı patlarken en az 5 metre veya daha uzağında durun. Daha iyisi kulaklarınızı patlama sırasında kapatın.
Eğer bütün bu önlemlere ve dikkatinize rağmen elde bir yanık, gözde bir yaralanma olmuşsa, kulakta işitme kaybı varsa veya çınlama duyuyorsanız, sabahı beklemeden hemen bir nöbetçi hekime muayeneye gidiniz.
Göz Seyirmesi konusunda bazı bilgiler
Goz seyirmesinin en onemli 3 nedeni:
1. yorgunluk-uykusuzluk,
2. stres ve
3. kafeindir.
Bilgisayar kullanimi ve parlak isiklar da uyarici olabilir.
Hastalarimizin uyku ve dinlenme saatlerine dikkat etmesi, stresli yasamdan uzak durmasi, bilgisayar kullanimini azaltmasi, evlerinde yumusak ve parlak olmayan aydinlatmalar kullanmasi ve kahveyi kesmesi onlara yardimci olabilir. Ayrica geceleri goz kapagina nemlendirici surup hafif hafif kapak cildini yuz kemigine dogru bastirarak masaj yapmalari da faydali olabilir.
Bunlara ragmen:
1. ciddi goz seyirmesi devam ederse ve gittikce siddetlenirse, 2. yuzun diger bolumlerinde kasilmalar da birlikte olursa, 3. o gozde sislik, kizariklik veya capaklanma varsa, 4. seyirme "goz kirpistirma" yani gozu tamamen kapatan bir sekil alirsa, 5. goz kapaginda dusukluk olursa, mutlaka goz doktoruna basvurmalari gerekir.
Göz hekimlerinin yetki alanları nedir ?
Gözlük muayenesini kim yapar ? Gözlük reçetesini kim yazar ? Kim gözlüğünüzü yapar ?
1940 yılında yürürlüğe girmiş halen yürürlükte olan Gözlükçü Hakkında Kanun'un 7. Maddesi
' Gözlükçülük yapanlar yalnız hekimler tarafından verilen reçetelerde yazılı numaralı gözlük camlarını ve çerçevelerini satmakla yetkilidirler ' şeklindedir.
İlgili Yasa' da büyük bir ihtimalle sehven göz hekimleri yerine hekimler ifadesi kullanılmış olmasına rağmen, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi' ne saygılı, gelmiş geçmiş ahlaklı Türk Hekimlerinin hiç biri , yasaya rağmen 62 yıl boyunca göz hastalıkları uzmanı hekimler ( resmi ve / veya özel reçete ) ve ihtisas yapmakta olan göz asistanı hekimlerin ( Göz hastalıkları uzmanı gözetiminde yazılmış resmi reçeteler ) dışında gözlük reçetesi yazmamıştır.
Gözlük reçeteleri sadece yukarıda tarifi yapılan göz hastalıkları uzmanı ve göz asistanı hekimler tarafından tanzim edilir. Görme kusurunun gözlükle giderilebilmesi amacıyla yapılan muayene aynı zamanda komple göz muayenesini içerdiğinden birçok göz ve diğer vücut hastalıklarının erken tanısını ve koymak ve erken tedavisine başlamak mümkündür.
Göz hastalıkları uzmanı hekimler ve göz asistanları tarafından yazılan gozlük reçetelerindeki numaralı gözlük camlarını çerçeveye monte etmek yetkisi gözlükçülere aittir.
Gözlükçüler yasa gereği ticarethanelerini muayenehane gibi kullandıramayacaklarından, bu ticarethanelerde göz muayenesi ile ilgili alet ve cihaz bulundurulamaz, göz muayenesi yapılamaz.
Özet olarak göz hekimi ve gözlükçü ayni ticarethanede bir arada çalışamaz
Mutlak göz hekimine başvurulması gereken durumlar nelerdir ?
Gözün yapısı
Gözün optik özellikleri
Refraksiyon nedir?
Kırma kusuru nedir?
1. Miyopi: Farklı nedenlere bağlı olarak ışınların retinanın önünde odaklanması halidir. En sık nedeni gözün normalden uzun olmasıdır.
2. Hipermetropi: Hipermetrop gözde ışınlar retinanın gerisinde odaklanır. Gözün normalden kısa olması en önemli nedendir.
3. Astigmatizma: Korneanın (gözün ön kısmındaki saydam tabaka) veya lensin (göz içindeki mercek) kırıcılıklarının her açıda aynı olmamasına bağlı olarak noktasal bir ışık kaynağından gelen ışınların bir nokta halinde retinaya odaklanamamasıdır.
Miyopi nedir?
Astigmatizma nedir?
Presbiyopi nedir?
40 yaşına gelindiğinde gözün merceği esnekliğini kaybeder ve yakındaki cisimler üzerinde odaklanamaz. Presbiyopi orta yaşın kaçınılmaz bir değişikliğidir. Genellikle okuma gözlükleriyle düzeltilir. İlerlemesini azaltmak için herhangi bir diyet ya da egzersiz gibi bir tedavisi yoktur. Miyopi, hipermetropi, astigmatizma gibi bir refraksiyon kusuru olan presbiyop hastalara bifokal ya da multifokal camlar verilebilir.
Gözlük çerçevesi nasıl olmalı?
Gözlük camları
1. Kron (crown) cam: En sık bilinen cam tipidir.
2. Flint cam (ilk üretilen camların çakmaktaşından imal edilmesi nedeniyle bu isim verilmiştir): Bazı elementlerin eklenmesiyle (titan, lantan gibi) yüksek kırıcılığa sahip camlar üretilmiş ve böylece daha ince camlar üretilebilmiştir (İnceltilmiş cam).
B. Plastik (organik) mercekler: 2 ana tipi vardır:
1. CR-39 ( Columbia Reçinesi): Alil diglikol karbonattan yapılır. "Organik cam"
olarak da bilinir.
2. Polikarbonat cam: Mineral camlara ve Cr-39' a göre kırılmaya çok daha dirençli
camlardır. Özellikle sportif faaliyetler sırasında emniyetli gözlük kullanımı için
idealdir.
Mineral camların avantajları; uzun ömürlü olması, daha ince olması, ışık saçılmasının az olması, ısıya dirençli oluşu. Dezavantajları; ağır olması, kırılgan olması, cam işlenmesi sırasında hasar görebilmesi.
Organik camların avantajları; hahif ve dirençli olması, renklendirmenin kolay olması ve işleme sırasında hasar görmemesi. Dezavantajları; Daha kalın olmaları, çabuk çizilmesi, ısıya dayanıksız oluşu.
Gözlük yüzeyine uygulanan kaplamalar
1. Antirefle kaplama: Yansımaları azaltmak için uygulanır ve bu amaçla mercek magnezyun florür ile kaplanır. Faydaları; gözlük kullanan sürücülerde daha rahat görme, uzun süre gözlük kullanan kişilerde yansımaya bağlı göz yorgunluğunda azalmadır.
2. Sertlik kaplaması: Organik camlara uygulanır ve çizilmeyi azaltır.
Fotokromik camlar
"Kolormatik" olarak da bilinir ve yüksek ışıklı ortamda mercek koyulaşırken, ışık azalınca rengi açılır. Bunu cama ilave edilen gümüş tuzları sağlamaktadır. Günümüzde fotokromik organik camlar da mevcuttur.
Gözü sağlam olanlar için “Dinlendirici Gözlük” var mıdır?
Televizyonu yakından seyretmek gözü bozar mı?
Bilgisayar ekranları gözü bozar mı?
- o Bilgisayar ekranının üst seviyesi, göz seviyenizi aşmamalıdır. Böylelikle gözünüz çalışma sırasında hafifçe aşağı bakar pozisyonda olacak, bu durum kapak aralığınızın bir miktar dar kalması yoluyla, göz yaşınızın buharlaşabileceği göz yüzeyini azaltacaktır.
- o Ekrana 60-80 cm mesafeden bakan bir kişi için ekran boyu ile ekran çözünürlüğü dengesi de önemlidir. 14 inç ekran boyutu için 640x480; 15 inç ekran boyutu için 600x800; 17 inç ekran çözünürlüğü için 1024x768 ideal seçimdir. Bu durum kıyasla büyük harf ve imge görüntüleri nedeniyle görüşü kolaylaştıracaktır.
- o Dikkatli çalışma ve keskin görüş çabası, göz kırpma sayısını istemsiz olarak düşürecektir. Bu nedenle 45 dakika ekran karşısında geçirildiğinde, 15 dakika süreyle, daha az görsel dikkat gerektiren bir işlev yapılacak şekilde ara verilmelidir.
- o Eğer bu önlemler sizi rahatlatmıyorsa, gizli hipermetropi, erken-başlangıç dönem yaşlılık hipermetropisi olup olmadığı yönünden bir göz hekimine başvurmanız, bu arada göz yaşı fonksiyonlarınızı da ölçtürmelisiniz.
Bebek ve konuşamayan çocuklarda kırma kusuru veya gözlük için ölçüm yapılabilir mi ?
Şaşılık için risk faktörler var mıdır?
- Ailede şaşılık öyküsünün bulunması, ne kadar çok kuşakta şaşılık varsa olasılık artar.
- Erken doğum, zor doğum veya düşük doğum ağırlığı olması
- Yüksek hipermetropi
- Hidrosefali (Beyinde su toplanması)
- Serebral palsili çocuklar
Çocuklarda göz muayenesi ne zaman yapılmalıdır?
Şaşılık Nedir ?
Hayatın ilk birkaç ayında görme gelişiminin hızlı bir şekilde devam ettiği dönemde gözlerin arayıcı hareketleri, kısa süreli yani birkaç dakikalık içe veya dışa olan kaymalar normal kabul edilmesine karşın etraftaki objelere odaklanmanın yapılabildiği 4. aydan itibaren olan kaymalar mutlaka uzman bir göz hekimine danışılmalıdır. Ayrıca katarakt, göz tümörleri veya nörolojik hastalıklarda şaşılık ile kendini gösterebileceğinden mutlaka uzman bir göz hekimine danışılmalıdır.
Şaşılığın tam olarak nedeni bilinmemektedir. Fonksiyonel, nörolojik veya kaslardaki yapısal bozukluklar ve dengesizlik kaymaya neden olur. Gözü hareket ettiren kaslardaki dengesizlikler, bu kasları kontrol eden beyin merkezlerinin etkilendiği serebral palzi, Down sendromu, hidrosefali gibi hastalıklar ya da gözü etkileyen katarakt, glokom veya travma gibi durumlar gözlerin paralelliğini bozarak kaymaya neden olabilir. Kaymanın ilk belirtisi gözlerin aynı noktaya odaklanmamasıdır ancak güneşte bir gözünü kapama, kafasını eğerek veya döndürerek bakma gibi bulgularda kaymanın sonucu olabilir. Erişkin dönemde ortaya çıkan kaymalarda ise en önemli şikayet çift görmedir. Bebeklik dönemi veya okul öncesi dönemde her çocuk muhtemel göz problemleri (şaşılık, göz tembelliği, kırma kusurları veya katarakt, göz içi tümörler gibi) için muayene olmalıdır. Halk arasında yanlış inanış olarak bebeklikte olan kaymanın büyümekle zamanla düzeleceği düşünülmektedir, ancak bu hatalıdır şaşılık hiçbir zaman büyümekle kendiliğinden düzelmez. Ancak çocuklarda burun kökünün geniş olduğu ve kayma olmadığı halde kayma varmış gibi görünüme yol açan yalancı şaşılık dediğimiz durumlarda zamanla burun kemiğinin gelişmesi ile kayma görünümü düzelmektedir bu da yanlış olarak kaymanın düzeldiğini düşündürmektedir. Böyle durumlarda ayırıcı tanı ve doğru teşhis için mutlaka göz doktoru görmelidir. Ayrıca ailede şaşılık veya göz tembelliği olan kişiler varsa çocuk mutlaka 1-2 yaşında göz doktoruna gösterilmelidir. Bunun dışında her çocukta 3 yaşına dek göz muayenesi yapılmalıdır.
Tedavide amacımız görme gelişimini olumsuz etkilenmeden her iki gözün birarada kullanılarak gelişiminin sağlanmasıdır. Detaylı bir göz muayenesinin ardında kaymanın sebebine göre tedavi planlanır. Tedavi için eşlik eden kırma kusuru varsa gözlük verilmesi ile kayma düzeltilebilir. Cerrahi ile gözlerin paralelliğinin sağlanması iki gözün birarada kullanılmasını ve derinlik hissi kazanılmasını sağlayacaktır. Cerrahi girişim lazerle yapılmaz, gözün etrafındaki kasların yerleri değiştirilerek gözün pozisyonu ayarlanır.
- Şaşılık tedavisi ne kadar erken dönemde yapılırsa başarısı o denli yüksek olur. Ancak erişkin dönemde olan şaşılıklarda ya da daha önce tedavi yapılmamış erişkinlerde de cerrahi tedavi ile özellikle çevre görüşte artış sağlanabilir.
- Cerrahi tedavi gözlük veya kapamanın alternatifi değildir cerrahi sonrası da gözlük ve kapama tedavisi devam edebilir.
Ambliyopi - Göz tembelliği nedir ?
Ambliyopide sıklıkla tek göz etkilenir, yaklaşık olarak her 100 kişiden 4'ünde göz tembelliği vardır. Göz tembelliğinin teşhisi ve erken tedavisi için her çocuk 3 yaşına dek göz muayenesi olmalıdır. Halk arasında yaygın olarak kabul edilen yenidoğan bebeğin göremediği yolundaki görüşün aksine yenidoğan döneminde bebekler görebilir ancak erişkinlerin görme seviyesinde değildir ve ancak 1.5-2 yaşında erişkin seviyesine ulaşır. Gözlerin kullanılması ile gelişim sağlanır bu nedenle çocukluk döneminde görme sistemi esnektir ve gözlerin kullanılmasına göre şekillenir. Fakat şaşılık, iki gözde farklı derecelerde olan gözlük ihtiyacı yada bir gözdeki görüntünün oluşmasını engelleyen katarakt, göz kapağı düşüklüğü gibi bir engel varlığında tembellik gelişir. Yani görme potansiyeli olmasına karşın görme sistemi normal gelişimini sağlayamaz. Özellikle şaşılığın olmadığı ve çoğunlukla farklı ve yüksek gözlük ihtiyacının olduğu olgularda ailenin farketmesi gecikebileceğinden ambliyopi tanısı gecikebilir. Bebeklik döneminde yani çocuğun konuşamadığı dönemde de gözlük ihtiyacı ve şaşılık tesbit edilebilir. Ayrıca göz tembelliği dışında görme azalmasına neden olabilecek katarakt, iltihaplanma, tümör veya diğer göz hastalıkları da saptanabilir.
Göz tembelliğinin tedavisi için eşlik eden şaşılık, gözlük ihtiyacı veya katarakt gibi hastalıklar tedavi edildikten sonra az gören gözün kullanılmasını zorlamak için iyi gören göze kapama yapılır. Eğer çocuk kapama yapmaya çok direnç gösteriyorsa göz damlaları veya özel çalışma sistemleri kullanılabilir,ancak en etkili tedavi yöntemi kapamadır. Göz tembelliği tedavi edilmediği takdirde ilerleme göstermez ancak gelişme dönemi sonrası tedavisi mümkün değildir ve her iki gözün birarada kullanılması ve derinlik hissi algılamasında zorluğa neden olur, polislik, pilotluk gibi meslek seçiminde engel teşkil eder.
- Her iki gözde eşit ve iyi görme hayatın erken gelişme döneminde gözlerin normal kullanılabilmesi ile sağlanır. Hayatın ilk 9 yılında bu normal gelişim sağlanamazsa tembellik gelişir.
Kornea nakli ne demektir ? ( Keratoplasti )
Kornea nakli neden yapılır?
Normalde şeffaf ve damarsız olan kornea dokusu, değişik sebeplerle, yara dokusunun oluşmasıyla ya da ödem (şişme) nedeniyle bulanıklaşabilir. Korneanın bulanıklaşması, gelen ışığın düzgün kırılamamasına ve görmenin azalmasına neden olur. Bazı durumlarda bulanık kornea ile beraber şiddetli ağrı da olabilir. Kornea nakli görmeyi düzeltmek, ağrıyı azaltmak ya da göz bütünlüğünü korumak için yapılabilir.
Hangi durumlarda kornea nakli gerekebilir?
- Göz cerrahisi sonrası korneanın şeffaf kalmasını sağlayan hücreler hasar görürse ve kornea bulanıklaşırsa
- Korneanın kubbe şekli bozulursa, örneğin konikleşirse (keratokonus)
- Kalıtsal geçiş gösteren bazı kornea hastalıklarında
- Enfeksiyon nedeni ile korneada yara dokusu ve yeni damarlanma olursa (örneğin, Herpes -uçuk virüsü- keratiti sonrası)
- Kazalar nedeniyle kornea bulanıklaşırsa veya bütünlüğü ağır derecede bozulursa
- Kornea nakli sonrası vücut dokuyu reddederse
Nakil yapılacak kornea dokusu nasıl ve nereden temin edilir? Göz bankası nedir?
Ülkemizde Ankara ve İstanbul'da çalışan göz bankaları vardır. Ayrıca pek çok hastane, bir bankaya bağlı olmadan, kendi bünyesinde kornea temin edebilmektedir. Göz bankaları kornea dokusunu ölüden almak, uygun besleyici ortamlarda saklamak, alınan dokunun nakile uygun olup olmadığını belirlemek ve doku nakli yapılacak merkezlere ulaştırmak ile yükümlüdür.
Kornea, çeşitli nedenlerle ölen ancak korneası sağlıklı yapıda olan kişilerden alınır. Korneaların kullanılabilmesi için kişinin ölüm nedeninin bilinmesi gerekir. Nakil yapılacak kişiye herhangi bir hastalık geçmemesi için vericinin kanında AIDS, bulaşıcı hepatit ve frengi gibi hastalıklara yol açan mikroorganizmaların varlığı araştırılır. Kornea damarsız bir doku olduğu için kan grubu uyumu gerekli değildir.
İdeal olarak ölümden sonraki ilk 12 saat içinde kornea alınır. Gelişen teknoloji ve uygun doku saklama yöntemleri ile ölüden yalnız kornea dokusu (gözün önündeki şeffaf tabaka, yaklaşık 15 mm çapında, 0.6 mm kalınlığında) alınır ve gözün tümünün alınması gerekmez. Bu nedenle kornea alımı, ölen kişide görünen bir değişikliğine yol açmaz.
Ölüden alınan ve özel besleyici solüsyonlarda saklanan korneaların hücre özellikleri ve nakil için yeterli olup olmadıkları göz bankalarındaki özel mikroskoplarla incelendikten sonra belirlenir. Uygun olanlar, ideal olarak 7 gün içinde bekleyen hastalara nakledilir.
Korneası bulanıklaşan herkes kornea naklinden fayda görür mü?
Kornea naklinden fayda görebilmek için gözün kornea dışındaki yapılarının normal olması gerekir. Gözün görüntüyü algılayan ve beyine gönderen retina tabakasında bir hasar varsa kişi yapılan nakilden fayda görmez. Hastanın en azından ışığı seçer düzeyde bir görmesinin olması, retina dokusunun ve diğer göz içi yapılarının sağlıklı olması gerekir. Hastanın bu ameliyattan yarar görüp göremeyeceği göz doktorunun yapacağı ayrıntılı muayene, göz ultrasonografisi ve gerekirse retinanın durumu hakkında bilgi veren bazı (elektrofizyolojik) testlerle tespit edilir.
Kornea nakli ameliyatı nasıl yapılır?
Kornea nakli ameliyatı çoğunlukla lokal anestezi altında yapılır. Hasta uyutulmaz, yalnız gözü ve çevresi uyuşturulur. Çocuklarda, lokal anestezi ile duramayacak hastalarda veya cerrah tercihi ile genel anestezi altında yapılabilir.
Mikroskop altında, yuvarlak özel bir bıçak ile, hastanın bulanık korneasının merkezinden 7,5-8 mm çapında bir pencere çıkarılır ve ölüden alınan şeffaf kornea dokusu uygun boyutta kesilerek bu bölgeye dikilir. Eğer hastanın kataraktı varsa, kornea nakli sırasında kataraktı da alınabilir.
Kornea nakli, şeffaflığını yitirmiş ya da şekli bozulmuş kornea dokusunun çıkarılarak yerine ölüden alınan sağlıklı kornea dokusunun yerleştirilmesi ameliyatıdır. Göz nakli halk arasında yerleşmiş yanlış bir ifade olarak kornea nakli yerine kullanılmaktadır. Bugünkü tıbbın imkanları içinde gözde nakli yapılan kornea tabakasıdır. Göz küresinin nakli söz konusu değildir.
Kornea nakli neden yapılır?
Normalde şeffaf ve damarsız olan kornea dokusu, değişik sebeplerle, yara dokusunun oluşmasıyla ya da ödem (şişme) nedeniyle bulanıklaşabilir. Korneanın bulanıklaşması, gelen ışığın düzgün kırılamamasına ve görmenin azalmasına neden olur. Bazı durumlarda bulanık kornea ile beraber şiddetli ağrı da olabilir. Kornea nakli görmeyi düzeltmek, ağrıyı azaltmak ya da göz bütünlüğünü korumak için yapılabilir.
Hangi durumlarda kornea nakli gerekebilir?
- Göz cerrahisi sonrası korneanın şeffaf kalmasını sağlayan hücreler hasar görürse ve kornea bulanıklaşırsa
- Korneanın kubbe şekli bozulursa, örneğin konikleşirse (keratokonus)
- Kalıtsal geçiş gösteren bazı kornea hastalıklarında
- Enfeksiyon nedeni ile korneada yara dokusu ve lekelenme (örneğin, Herpes -uçuk virüsü- keratiti sonrası)
- Kazalar nedeniyle kornea bulanıklaşırsa veya bütünlüğü ağır derecede bozulursa
- Kornea nakli sonrası vücut dokuyu reddederse
Nakil yapılacak kornea dokusu nasıl ve nereden temin edilir? Göz bankası nedir?
Ülkemizde bazı hastane bünyelerinde, Sağlık Bakanlığı denetiminde çalışan göz bankaları vardır. Bu bankaların; özel yetişmiş elemanları vasıtasıyla ölüden kornea dokusunu alma, vericinin bulaşıcı bir hastalığı olup olmadığını inceleme, alınan korneanın kalitesini inceleme, saklama ve doku nakil merkezlerine ulaştırma yetki ve yükümlülükleri vardır. Göz bankalarında görevli olmayan hekim, hemşire ya da diğer sağlık çalışanlarının ölüden kornea alma yetkileri yoktur. Ancak göz bankalarından temin edilen kornealar, o konuda deneyimli göz cerrahları tarafından uygun koşullu kornea nakil merkezi olarak tanımlanan cerrahi kliniklerde hastalara ameliyatla nakledilebilir.
Kornea, çeşitli nedenlerle ölen ancak korneası sağlıklı yapıda olan kişilerden alınır. Korneaların kullanılabilmesi için kişinin ölüm nedeninin bilinmesi gerekir. Nakil yapılacak kişiye herhangi bir hastalık geçmemesi için vericinin kanında AIDS, bulaşıcı hepatit ve frengi gibi hastalıklara yol açan mikroorganizmaların varlığı araştırılır. Kornea damarsız bir doku olduğu için başarılı bir nakil için doku ve kan grupları uyumu gerekli değildir.
İdeal olarak ölümden sonraki ilk 12 saat içinde kornea alınır. Gelişen teknoloji ve uygun doku saklama yöntemleri ile ölüden yalnız kornea dokusu (gözün önündeki şeffaf tabaka, yaklaşık 15 mm çapında, 0.6 mm kalınlığında) alınır ve gözün tümünün alınması gerekmez. Bu nedenle kornea alımı, ölen kişide görünen bir değişikliğine yol açmaz.
Ölüden alınan ve özel besleyici solüsyonlarda saklanan korneaların hücre özellikleri ve nakil için yeterli olup olmadıkları göz bankalarındaki özel mikroskoplarla incelendikten sonra belirlenir. Uygun olanlar, ideal olarak 7 gün içinde bekleyen hastalara nakledilir.
Korneası bulanıklaşan herkes kornea naklinden fayda görür mü?
Kornea naklinden fayda görebilmek için gözün kornea dışındaki yapılarının normal olması gerekir. Gözün görüntüyü algılayan ve beyine gönderen retina tabakasında bir hasar varsa kişi yapılan nakilden fayda görmez. Hastanın en azından ışığı seçer düzeyde bir görmesinin olması, retina dokusunun ve diğer göz içi yapılarının sağlıklı olması gerekir. Hastanın bu ameliyattan yarar görüp göremeyeceği göz doktorunun yapacağı ayrıntılı muayene, göz ultrasonografisi ve gerekirse retinanın durumu hakkında bilgi veren bazı (elektrofizyolojik) testlerle tespit edilir.
Kornea nakli ameliyatı nasıl yapılır?
Kornea nakli ameliyatı genel ya da lokal anestezi altında yapılır. Lokal anestezide hasta uyutulmaz, yalnız gözü ve çevresi uyuşturulur. Çocuklarda, lokal anestezi ile duramayacak hastalarda veya cerrah tercihi ile genel anestezi altında yapılabilir.
Mikroskop altında, yuvarlak özel bir bıçak ile, hastanın bulanık korneasının merkezinden 7,5-8 mm çapında bir pencere çıkarılır ve ölüden alınan şeffaf kornea dokusu uygun boyutta kesilerek bu bölgeye dikilir. Eğer hastanın kataraktı varsa, kornea nakli sırasında kataraktı da alınabilir. Göz tansiyonu yüksek olan hastaların tercihen kornea naklinden önce cerrahi ya da ilaç yöntemleriyle tansiyonlarının kontrol altına alınmış olmaları uygun olur.
Kornea nakli ameliyatının riskleri var mıdır?
Hiç bir cerrahi girişim risksiz değildir. Olabilecek komplikasyonlar (istenmeyen sonuçlar) arasında enfeksiyon, kanama, retina tabakasının yerinden ayrılması (retina dekolmanı), göz içi basıncının artması (glokom), göz merceğinin şeffaflığını yitirmesi (katarakt oluşumu) sayılabilir. Bazı durumlarda hastanın gözü yeni nakledilen dokuyu reddedebilir ve kornea bulanıklaşabilir.
Ayrıca ameliyat dışında, lokal veya genel anesteziye bağlı komplikasyonlar gelişebilir. Bu tür komplikasyonlar, ameliyat öncesi hastanın genel durumunun iyi değerlendirilmesi ve eğer varsa, kalp hastalığı, şeker hastalığı, akciğer ya da böbrek hastalığı gibi hastalıklarının öncelikle tedavi edilmesi ile en aza indirilir.
Doku reddi ne demektir?
Doku reddi, vücudun bağışıklık sisteminin, bir yabancıdan nakledilen dokuyu tanıması ve ondan kurtulmaya çalışma çabasıdır. Bu çaba, yeni kornea dokusunda bulanıklaşma ve damarlanma ile kendini gösterir, nakledilen doku yok olmaz.
Kornea dokusu damarsız olduğu için, diğer bütün organ ve doku nakillerine göre çok avantajlıdır, ve doku reddi az oranda olur. Doku reddi, daha çok, nakil yapılan kişinin korneasında, daha önceden yoğun damarlanma varsa ortaya çıkar. Ayrıca dikişlerin gevşemesi veya kopması, gözde iltihabi durumlar, göz tansiyonu, iris dokusunun korneaya yapışıklıkları doku reddi ihtimalini artırırlar.
Doku reddi tedavi edilebilir mi?
Doku reddi çoğu hastada (%90) steroidli damlalarla tedavi edilerek ortadan kaldırılır. Steroidli damlalar, alıcının bağışıklık sistemini baskılar, ve yeni dokuyu reddedmesini önler. Damlalar yeterli kalmazsa, damardan yüksek doz steroidli ilaçlar vermek gerekebilir.
Nakil yapılan bir hastada doku reddi nasıl anlaşılır?
Nakil yapılan bir hastada, gözde kızarıklık, ışığa hassasiyet, görmede azalma ve ağrı olursa, doku reddi olabileceği düşünülmeli ve hemen göz doktoruna başvurulmalıdır. Erken dönemde başvurmak doku reddinin tedavi edilebilmesi için en önemli kriterdir.
Doku reddi tedaviye yanıt vermezse ne olur?
Kornea doku reddi ile yeniden bulanıklaşırsa, tekrardan aynı göze nakil yapılabilir.
Kornea naklinden sonra gözün rengi değişir mi?
Hayır değişmez. Gözün rengini veren iris dokusu korneanın arkasında yer alır ve cerrahiden etkilenmez.
Gözleri bağışlamak için ne yapmak gerekir?
Gözlerinizi bağışlamak için öncelikle bu düşüncenizi en yakınlarınızla paylaşınız. Ehliyetinizin arkasında bulunan göz bağışı ile ilgili haneyi işaretlemeyi unutmayınız. Ölümden sonraki süreçte yakınlarınız bu isteğinizi yerine getirmekten mutluluk duyacaklardır.
Ayrıca, organ ve doku nakli yapılan üniversite ve devlet hastanelerinden temin edebileceğiniz organ ve doku bağışı kartlarını doldurabilirsiniz. Bu kartların bir kopyasını yanınızda taşıyınız. Yasalarımıza göre kornea bir - organ değil- doku olduğu için, aksi beyan edilmedikçe, ölümden sonra bağışlanmış sayılır.
Unutmayın ki, bağışlayacağınız korneanız, bir başka insan için bir umut ve bir ışık olacaktır.
Kontakt lensin çıkarılmasını gerektiren durumlar nelerdir?
Kontakt lensin takılamayacağı bir yaş grubu var mıdır?
Kontakt lens gözün arkasına kaçar mı?
Kontakt lens kullanırken göze göz damlası damlatılabilir mi?
Kontakt lens uygulaması nasıl yapılmalıdır?
Kontakt lensin kalitesinin yüksek olması önemli bir ön koşuldur. Ancak bu kaliteli kontakt lensin, göze uyum sağlaması en az bu kalite kadar önemlidir. Bu uyum muayenesi de göz hekiminin görev ve sorumlulukları arasındadır. Ayrıca göz hekimi hastayı kontakt lensin bakımı ve takıp çıkarılması konusunda da eğitir. Hastaya uygun olan kontakt lens belirlendikten sonra, kontakt lens bakımı detaylı olarak anlatılır, ve teslimden önce hastaya kontakt lensi takıp çıkarma, hiçbir soru işareti kalmayacak şekilde öğretilir. Düzenli kontrollere gelmesinin önemi bildirilir ve en küçük bir kızarıklık, çapaklanma, görme bulanıklığı sorunu olduğunda gelmesi önerilir.
Kontakt Lens muayenesini ve uygulamasını kim yapar ?
1219 sayılı yasa bu yetkiyi sadece göz hekimlerine tanımıştır.
Gözün saydam tabakasının ileri doğru aşırı bombeleştiği durumlarda (keratokonüs) göz hekimi gözlük camlarından yararlanmayan ve görmesi arttırılamayan hastasına öncelikle kontakt lens muayenesi ve uygulaması tavsiye eder. Hastanın onayını aldıktan sonra tıbbi işlemlere başlar.
Hastalar görme kusurlarının telafisinde kontakt lensleri tercih edebilirler, optik amaçlı bu kontakt lenslerin yanı sıra tedavi amaçlı kullanılan kontakt lensleri de ancak göz hekimleri hastalarının gözlerine uygulayabilirler.
Renkli kontakt lensler estetik amaçla veya tıbbi amaçlarla kullanılırlar. Bu kontakt lensler içinde ayni tıbbi işlemler uygulanır.
Kontakt lens gözün saydam tabakası üzerine takılan bir yabancı cisimdir. Tıbbi takip, bakım ve disiplin gerektirir.
Hastalar gelişigüzel piyasadan kontakt lenslerini temin etmemelidir. Promosyon amaçlı dağıtılan kontakt lenslere itibar etmemelidir. Tıbbi denetimden uzak uygulanan kontakt lenslerin körlüğe kadar giden göz hastalıklarına neden olabileceği unutulmamalıdır. Eğer muayene göz hekimi tarafından yapılmaz ise, gözün kontakt lens kullanımı için yeterli ön şarta sahip olup olmadığı anlaşılamaz.
Kontakt lens hamilelikte sorun yaratır mı?
Kontakt lenslerin avantajları ve dezavantajları nelerdir?
Kontakt lenslerin bazı kişiler için kozmetik faydası ve gözlük takmama rahatlığı yanısıra optik avantajları vardır.
Yüksek dereceli kırma kusurlarında kontakt lensler küçük çaplı ve kalınlıklı olmaları yanısıra gözün direkt üzerinden düzeltme yapmaları nedeniyle çevresel kısımlardaki görme bozukluklarını azaltırlar.
Tek gözünde ameliyat veya yaralanma gibi bir nedenle lensini yitirmiş olanlara verilen gözlük camları aşırı büyütme yaptığı için hastanın kullanabilmesi zordur. Kontakt lenslerde büyütme faktörü gözlük camlarına göre oldukça azdır ve hasta tarafından tolere edilebilir. Böylece hasta her iki gözünü kullanabilir hale gelir.
Gözlüklerle çok az düzelme kaydedilebilen veya görmesi hiç düzeltilemeyen keratokonuslu veya başka bir nedene bağlı düzensiz korneası olan hastalar kontakt lenslerle sıklıkla iyi bir görme elde ederler.
Kontakt lenslerin sporcular ve özel iş gereksinimleri olan kişiler için de avantajları vardır.
Kontakt lenslerin dezavantajları
Gözlüklere göre biraz daha masraflıdırlar. Ancak teknolojinin gelişimi sayesinde daha hesaplı kontakt lensler piyasaya sürülmektedir.
Yeni kullanmaya başlayanların belli bir alışma süresi olur. Bu süre yumuşak lens kullananlarda daha az, sert lens kullananlarda daha uzundur (1 hafta-1ay). Kontakt lens kullanımında temizliğe çok dikkat etmek gerekir. İleride anlatılacak olan bazı göz sağlığı sorunları kontakt lens kullananlarda meydana gelebilir. Bazen lensin kullanılamadığı zamanlar olur ve bu zamanlarda gözlük kullanmak gerekebilir.
Kontakt Lenslere bağlı allerji gelişir mi?
Belirtileri; 1) Kaşıntı 2) Batma, yanma, sulanma 3) Gözde ipliksi salgılar 4) Üst kapaklarda kabalaşma ve şişme 5) Kontakt lensin kırpma ile yukarı kayması
Öneri; 1) Kontakt lens kullanımının kesilmesi 2) Bir Göz Doktoruna başvurma ve doktor kontrolünde gerekli ilaçları kullanma 3) Kullanılan temizleme solüsyonunun değiştirilmesi 4) Gerekiyorsa kullanılan kontakt lens tipinin ve kullanma programının değiştirilmesi 5) Suni gözyaşı damlalarının kullanılması
6) Yoğun güneş ışığı ve sigara dumanlı ortamlardan kaçınılması
Kontakt lenslerle uyunur mu?
Kontakt Lenslar Kornea infeksiyonuna (keratit/kornea ülseri) yol açabilir mi?
Nedenleri;
1) Hatalı lens bakımı ve lens kulanımı (Kullanılan solüsyonların özellikle Göz Doktoru tarafından önerilmesi son derece önemlidir)
2) Oksijen geçirgenliği yeterli olmayan lensleri gece aşırı kullanma (en sık karşılaşılan neden budur)
3) Özellikle aylık değişim lenslerini süresinden fazla kullanma
4) Gözde konjonktivit, arpacık gibi mikrobik hastalıklar geçirilirken lens kullanma
5) Vücut direncinin aşırı kırıldığı hastalıklar sırasında lens kullanımı (Kanser, Diabet vs)
Belirtileri;
1) Ağrı, batma, sulanma
2) Göz akında belirgin kızarıklık
3) Işık hassasiyeti (özellikle pencereden gelen ışık, ya da ani aydınlık ortama çıkmada göz ağrısı)
4) Kapaklarda şişme
5) Çapaklanma ve akıntı
Öneri; 1) Kontakt lens kullanımının hemen kesilmesi 2) Bir Göz Doktoruna acilen başvurma
Kontakt lensle denize girilir mi?
Kontakt Lensler
Kontakt lens, kornea ve sklera gibi gözün dış yüzeyi üzerine yerleştirilebilen, kırma kusurlarını düzeltme veya tedavi edici amaçlarla kullanılabilen protezlerdir.
Kontakt lens tipleri nelerdir?
Kontakt lensleri materyal içeriklerine göre sınıfladığımızda kabaca sert (Rigid) ve yumuşak lensler (Soft) olarak kategorize edebiliriz.
Kontakt lenslerin gelişimi;
Bazı kaynaklar kontakt lensler üzerine ilk görüşlerin Rönesans dönemine dek uzandığını bildirmekle birlikte, ilk tanımlama 1845'de İngiliz astronom John Frederick William Herschell'e aittir. İlk kontakt lens ise 1886' da Xavier Galezowski tarafından katarakt cerrahisi sonrasında yara yeri iyileşmesini kolaylaştırmak amacıyla yapılmıştır. Keratokonus hastalarına yönelik ilk kontakt lens ise Fransa'da 1888'de Eugene Kalt tarafından üretilmiştir. Lens dizaynına ilişkin önemli gelişmeler 1930'larda Joseph Dallos öncülüğünde Macarlar tarafından gerçekleştirilmiştir. 1930'lara kadar kontakt lens için kullanılan tek materyal cam iken bu tarihlerden itibaren cama göre çok hafif bir materyal olan bir pleksiglas, polimetilmetakrilat (PMMA) bu alana girerek lensin sadece kornea üzerinde durabilmesine olanak tanımıştır. Yine aynı yıllarda ilk rigid gaz geçirgen lensler olan Selüloid (selüloz asetat bütirad) lensler ilk kez kullanılmıştır. Modern lens çağının başlangıcı, 1948'de Amerikan Kevin Tuohy'in PMMA'dan yapılan Solexlens ismindeki korneal lensi insanlarda kullanmasının olduğu kabul edilir. 1950'ler polimerize hidroksietilmetakrilat (HEMA) maddesinden yapılan hidrojel lenslerin (su içeren) girmesi ile çok önemli bir sürecin başlamasına sahne olmuştur. Bu ilk yumuşak lens Prag'da Otto Wichterle, Daroslav Lim ve Maximillian Dreifus tarafından üretilmiştir. Bu lenslerin seri üretimine olanak tanıyan spin-cast makinesi 1966'da yine Wichterle'nin icadıdır. 1970'lerde sert lenslerde önemli bir gelişme olmuş, oksijen geçirmeyen PMMA materyalinin yerine oksijen geçirebilen rigid gaz geçirgen lensler (RGP) , CAB, Silikon akrilat ve daha sonra florokarbon materyallerden üretilmişlerdir. 1990'ların başında yumuşak lens üretim teknolojisi değişmiş ve kopyalama sisteminin girişi ile planlı aylık değişim lensleri kullanıma girmiştir. 1996 yılından itibaren de Florosilikon hidrojel kontakt lenslerin icadıyla yumuşak kontakt lenslerin oksijen geçirgenlikleri çok arttırılmış ve lensler gece aşırı kullanılabilir hale gelmişlerdir.
Kontakt lensler hangi amaçlarla kullanılırlar?
1. En sık kullanım amacı kırma kusurlarının düzeltilmesidir. Bu amaçla kullanımları gözlük kullanımına ve kırma kusurlarının cerrahi yöntemlerle ve lazerle giderilmesine bir alternatif oluşturmaktadır. Kontakt lensle düzeltme sağlanabilen kırma kusurları; Miyopi (Gözün kırma gücünün normalden fazla olması), Hipermetropi ( Gözün kırma gücünün normalden az olması), Astigmatizma ( Gözün kırma gücünün farklı kadranlarda eşitsizlik göstermesi), Presbiopi (Yaşla yakın görme gücünün kaybedilmesi) 'dir. Bahsi geçen bu 4 problemden ilk üçünde kontakt lens tam bir düzeltme sağlayabilirken, sonuncusunda yararlılığı sınırlıdır. Ayrıca Afaki ismi verilen, katarakt ya da travma gibi nedenlerle lens organlarını kaybetmiş ama cerrahi yolla göz içi lensi yerleştirilememiş özellikle bebek yaştaki hastaların görmelerini sağlamak amacıyla da kontakt lenslerden yararlanılır. Bir başka kullanım alanı Anizometropidir. Bu, her iki gözün kırma kusurları arasında önemli farklılık demektir. İki gözü arasında 2 dioptriden daha fazla farklı kırma kusuru olan hastalarda gözlük kullanımı çok sorunlu ya da imkansızdır. Bu hastalarda sorun kontakt lensle çözülür.
2. Kozmetik kullanım: Göz rengini değiştirmek ya da iris tabakası olmayan hastalarda estetik görünüm sağlamak amacıyla kullanılırlar.
3. Tedavi edici kontakt lens kullanımı: Bir çok göz yüzeyi hastalığında, iyileşme döneminin hızlandırılması amacıyla kontakt lensler kullanılır. Ayrıca gençlik yaşlarından itibaren korneanın ilerleyici bir şekilde sivrileşmesi hastalığı olan Keratokonus hastalığında hem görmeyi arttırmak hem de hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak için sert lenslerden yararlanılır.
Kontakt lenslerle hangi sorunlar yaşanabilir?
Kontakt lensler hakkında günümüzde de çok büyük tereddütler vardır. Oysa yeryüzünde halen 80 milyon insan kontakt lens kullanmaktadır. Gelişmiş ülkelerde kontakt lens kullanım oranları çok yüksektir. Bununla birlikte kontakt lenslerle ilgili sorunları kullanıcıların bilmesi çok önemlidir. Bu sorunların en başlıcaları aşağıda özetlenmiştir;
Korneal enfeksiyon:
Aşağı yukarı en önemli kontakt lens komplikasyonudur. Günümüzde aylık atılım lenslerinin girişi ve lenslerin oksijen geçirgenliklerinin arttırılmasıyla çok nadir karşılaşılan bir sorun haline gelmiştir.
Nedenleri; 1) Lens bakımının yanlış yapılması ve laubali lens kullanımı. (Bu amaçla kullanılan solüsyonların özellikle Göz Doktoru tarafından önerilmesi son derece önemlidir) 2) Oksijen geçirgenliği yeterli olmayan lensleri gece aşırı kullanma (en sık karşılaşılan neden budur) 3) Özellikle aylık değişim lenslerini süresinden fazla kullanma 4) Gözde konjonktuvit, arpacık gibi mikrobik hastalıklar geçirilirken lens kullanma 5) Vücut direncinin aşırı kırıldığı hastalıklar sırasında (Kanser, Diabet vs)
Belirtileri; 1) Ağrı, batma, sulanma 2) Göz akında belirgin kızarıklık 3) Işık hassasiyeti (özellikle pencereden gelen ışık , ya da ani aydınlık ortama çıkmada göz ağrısı) 4) Kapaklarda şişme 5) Çapaklanma ve akıntı
Öneri; 1) Kontakt lens kullanımının kesilmesi 2)Bir Göz hastalıkları uzmanına acilen başvurma 3) Antibiyotikli bir damla ve pomat tedavisine acilen başlama 4) Gözün kapatılması 5) İyileşmeden sonra ancak yüksek oksijen geçirgenlikli bir lens kullanmadıkça lensle uyumamak.
Allerji:
Bu da en sık rastlanılan kontakt lens komplikasyonudur.
Nedenleri; 1) Lensin kendisinin ya da lensle kullanılan temizleme solüsyonlarının oluşturduğu, çoğu zamanda hastanın kendisinde bulunan allerjinin bu yolla tetiklenmesi 2) Lens üzerinde biriken depozit ve kirler 3) Aylık değişim lenslerini süresinden fazla kullanma
Belirtileri; 1) Kaşıntı 2) Batma, yanma, sulanma 3) Gözde ipliksi salgılar 4) Üst kapaklarda kabalaşma ve şişme 5) Kontakt lensin kırpma ile yukarı kayması
Öneri; 1) Kontakt lens kullanımının kesilmesi 2)Bir Göz hastalıkları uzmanına başvurma 3) Antiallerjik bir damla ve pomad tedavisine başlama 4) Kullanılan temizleme solüsyonunun değiştirilmesi 5) Gerekiyorsa kullanılan kontakt lens tipinin ve kullanma programının değiştirilmesi 6) Suni gözyaşı damlalarının kullanılması 7) Yoğun güneş ışığı ve sigara dumanlı ortamlardan kaçınılması
Gözlerde kuruma hissi:
Sık rastlanılan bir başka durumdur. Unutmamak gerekir ki yumuşak kontakt lens su içeren bir maddedir ve kurumaması gerekir. Yani sürekli olarak su ile beslenebileceği bir ortamda bulunmalıdır, bu gereksinimi lens gözdeyken gözyaşı, göz dışında iken saklandığı solüsyon sağlar. Gözümüzün önünde gözyaşı film tabakası denilen adeta ince bir havuz bulunur yani dış dünyaya karşı çıplak değildir. Kontakt lens bu havuzun içinde bir bakıma yüzmektedir. Eğer bu havuzun derinliği azalırsa lensin gözün dış yüzeyi olan korneaya teması artar ve batma hissi uyanır.
Nedenleri; 1) Gözyaşı azlığı (özellikle kadınlarda, yaşa bağlı ya da romatizmal hastalıkların eşlik ettiği durumlar) 2) Bilgisayar kullanımı gibi dikkati arttıran dolayısıyla kırpma sayısının azalmasıyla göz yüzeyinden gözyaşının buharlaşma yoluyla uzaklaştığı durumlar 3) Gözyaşını gözden uzaklaştıran klima, radyatör ya da kuru iklimler 4) Gözyaşını daha fazla kullanan yüksek su içerikli kontakt lensler 5) Gözde göz yaşı dengesizliği yaratan çeşitli göz hastalıkları ( Kirpik dibi hastalıkları (Blefarit) vs.)
Belirtileri; 1) Özellikle akşama doğru kontakt lensi bir yabancı cisim gibi hissetme 2) Kızarma 3) Gözlerde kuruluk hissi 4) Göz yorgunluğu, kapaklarda ağırlaşma 5) Uyku hissi
Öneri; 1) İçeriğinde lense zarar veren prezervan maddeleri içermeyen suni göz yaşı damlalarını lens gözde iken Göz uzmanı tarafından belirlenecek dozda kullanma 2) Kontakt lensi daha düşük su içerikli bir lensle değiştirmek. 3) Yoğun klimalı, sigara dumanlı nem oranının düşük olduğu ortamlardan kaçınmak.
Kontakt lenslerle uyunur mu?
Kontakt lens, kornea adını verdiğimiz, adeta dünyaya baktığımız pencere sayabileceğimiz çok değerli bir göz tabakasının üzerine takılmaktadır. Biliyoruz ki kornea en çok havanın oksijenine gereksinim duymakta ve bununla beslenmektedir. Kornea gündüz saatlerinde direk havadan, gece uyku sırasındaysa gözkapakları kapalı olduğundan kapakların arka yüzündeki kılcal damarlardan oksijen almaktadır. Ancak havanın oksijen miktarına göre kapak arkası kılcal damarların temin ettiği oksijen yaklaşık beşte bir oranında azdır. İşte bu nedenle gece, zaten bir beslenme bozukluğu söz konusudur. İşte geceleyin korneaya oksijen geçişini engelleyen ikinci bir engel olarak lens kullanırsanız kornea daha da oksijensiz kalır. Bu durumun yaratacağı en önemli problem korneanın enfeksiyona (mikrop kapmaya) duyarlı hale gelmesidir. Kontakt lenslerin oksijen geçirgenlik parametreleri Dk/L veya Dk/T olarak bilinir. Günümüzde kontakt lenslerin ne kadardan fazla oksijen geçirirse kornea beslenmesini bozmayacağı bilinmektedir. Bu kritik rakam Dk/L= 87 'dir. Çoğu yumuşak lensin Dk/L değeri bu rakamdan düşüktür, ancak son 2 yılda ülkemizde bulunur hale gelen florosilikon hidrojel lensler 175'e dek varan Dk/L oranlarına ulaşmaktadır. Bu lenslerle 30 gün bile çıkarmaksızın kullanım sorunsuz olarak gerçekleşebilmektedir.
Kontakt lens uygulaması nasıl yapılmalıdır?
Kontakt lens kornea üzerinde ne kadar paralel konumlandırılırsa hasta konforu da o kadar artar ve sorunlar en aza indirgenir. Bu işleme kontaktolojide "fitting" yani "uyumlama" denir. Bu işlem sırasında Göz uzmanı gözün biyomikroskobik muayenesinin yanı sıra, ilk önce korneanın eğrilik yarı çapını ölçer (keratometri), ve buna uyacak olan kontakt lens parametresini belirler. Kontakt lenslerin, tüm çapı, eğrilik yarı çapı, dioptri gücü, merkezi kalınlığı, su içeriği, iyonik ya da non-iyonik oluş gibi yüzey özelliklerini belirleyen parametreleri vardır. İşte bu parametrelere karar verirken Doktor, hastanın gözüne dair çeşitli özellikleri değerlendirir. Örneğin göz yaşı az olan bir hasta için başka, allerjisi olan hasta için başka, kapak gerginliği farklı olan bir hasta için başka, kuru iklimde yaşayan bir hasta için başka bir lensi terci edebilir. Uyumlama işlemi hasta açısından hayati öneme haizdir ve başarılı lens kullanıcılarında bile en az senede bir kez yinelenmesi gerekir.
Kontakt lensler hakkında sıkça sorulan sorular;
1. Kontakt lensle denize girilir mi?
Cevap: Evet girilebilir, ancak havuz ve deniz sularındaki belirgin kirlilikler ve bazı etkili olabilecek virüslerin varlığı düşünüldüğünde, su kaçırmayan yüzücü gözlükleriyle girmek akıllıca olacaktır.
2. Kontakt lens hamilelikte sorun yaratır mı?
Cevap: Eğer lense ilk kez başlıyorsanız adaptasyon dönemi problemli olabilir, ancak daha önceden lens kullanıyorsanız korneanın eğrilik yarı çapında olabilecek değişime bağlı olarak nadiren batma tipi sorunlar ortaya çıkabilir. Kontakt lensin bebeğe olan olumsuz bir etkisi yoktur.
3. Kontakt lens kullanırken göze göz damlası damlatılabilir mi?
Cevap: Ancak prezervan içermeyen göz damlaları damlatılabilir. Diğer damlalar ancak lens gözden çıkarıldıktan sonra damlatılabilir.
4. Kontakt lense ne tür maddeler zarar verebilir?
Cevap: Su çekici çeşitli maddeler, alkol, eter, formol, kolonya, saç spreyi, çamaşır suyu ve buharı vs. lensin ana maddesine zarar vererek deforme edebilirler. Bu maddelerden uzak durmakta fayda vardır.
5. Kontakt lensle spor yapılabilir mi?
Cevap: Evet, iyi fit edilmiş bir yumuşak lens en hareketli sporlarda bile gözden çıkmaz. Hatta korneayı korumak açısından yararlıdır.
6. Kontakt lens gözün arkasına kaçar mı?
Cevap: Hayır, alt göz kapağını aşağı çektiğinizde ortaya çıkan cep, gerçekte üst göz kapağında da vardır. Yani bir çıkmazdır. Sadece bazen lens katlanarak bu ceplere sıkışabilirler bu durumda kolay bir manüplasyonla gözden çıkarılabilirler.
7. Kontakt lensin takılamayacağı bir yaş grubu var mıdır?
Cevap: Hayır, katarakt ameliyatı sonrasında birkaç günlük bebeklere bile takılabilir. Kırma kusuru düzeltme amacıyla takıldığında orta okul ve üstü çocukluk çağı başlamak için iyi bir dönem olabilir. 40 yaş üstünde göz yaşı azalması bir sorun olarak ortaya çıkabilir.
Kontakt lensler ve tipleri nelerdir?
Kontakt lens, kornea ve sklera gibi gözün dış yüzeyi üzerine yerleştirilebilen, kırma kusurlarını düzeltme veya bazı göz hastalıklarını tedavi edici amaçlarla kullanılabilen protezlerdir. Son yıllarda kontakt lens teknolojisi çok gelişmiş ve lenslerin kullanımını kolaylaştıran ve kullanım süresini uzatan yeni tasarım ve materyaller geliştirilmiştir.
Kontakt lens tipleri nelerdir?
Günümüzde temel olarak iki çeşit lens vardır. Bunlar gaz geçirgen sert lensler ve yumuşak lenslerdir. Gaz geçirgen sert lenslerin kullanımının gerektiği birkaç durum dışında çoğunlukla yumuşak lensler kullanılır.
Gaz geçirgen sert lensler: Göze yüksek oranda oksijen geçişine izin verdikleri için bu adı alırlar. Göze ilk takıldıklarında varlıkları hissedildiği için kullanımı belirli bir alışma süresi gerektiren bu lensler esasen yumuşak lenslerden daha dayanıklıdır. Korneanın şeklini almadıkları için yüksek astigmatizma ve keratokonus gibi olgularda özellikle tercih edilirler. Gençlik yaşlarından itibaren korneanın ilerleyici bir şekilde sivrileşmesi hastalığı olan Keratokonus hastalığında bu lenslerin sağladığı görme kalitesini başka hiçbir yöntem sağlayamaz ve bu olguların %93-97’sine gaz geçirgen sert lensler başarıyla uygulanabilir.
Yumuşak lensler: Günlük kullanılan 1 gün ömürlü lensler, günlük kullanılan 1 ay ömürlü lensler, günlük kullanılan 1 yıl ömürlü lensler, 1 hafta kullanılan 1 hafta ömürlü lensler, 1 ay kullanılan 1 ay ömürlü lensler, bazı göz hastalıklarının tedavisi için kullanılan tedavi edici lensler, bifokal/multifokal lensler ve renkli lensler gibi çok değişik tipleri vardır. Bunların kullanımı oldukça rahattır. Gözdeki kırma kusurun düzeltilmesi için kullanılan lenslerin çoğu renksizdir ve göze takıldığında görünümü değiştirmezler. Takıldıkları sürece kusuru düzeltir ve berrak bir görüntü sağlarlar.
Kontakt lensler hangi amaçlarla kullanılırlar?
(Gözün kırma gücünün farklı kadranlarda eşitsizlik göstermesi), Presbiyopi (Yaşa bağlı yakın görme gücünün kaybedilmesi) 'dir. Bahsi geçen bu 4 problemden ilk üçünde kontakt lens tam bir düzeltme sağlayabilirken, presbiopide yararlılığı sınırlıdır. Ayrıca ‘Afaki’ ismi verilen, katarakt ya da travma gibi nedenlerle lens organlarını kaybetmiş ama cerrahi yolla göz içi lensi yerleştirilememiş özellikle bebek yaştaki hastaların görmelerini sağlamak amacıyla da kontakt lenslerden yararlanılır. Bir başka kullanım alanı ‘Anizometropi’dir. Bu, her iki gözün kırma kusurları arasında önemli farklılık demektir. İki gözü arasında 2 dioptriden daha fazla farklı kırma kusuru olan hastalarda gözlük kullanımı çok sorunlu ya da imkansızdır. Bu hastalarda sorun kontakt lensle çözülür.
2. Tedavi edici kontakt lens kullanımı: Bir çok göz yüzeyi hastalığında, iyileşme döneminin hızlandırılması veya ağrının giderilmesi amacıyla kontakt lensler kullanılır.
3. Kozmetik kullanım: Göz rengini değiştirmek, iris tabakası ( gözün renkli kısım) olmayan veya göz yüzeyi yaralanma/cerrahi gibi nedenlerle beyaz görünen hastalarda estetik görünüm sağlamak amacıyla kullanılırlar 4. Ortokeratoloji : Ortokeratoloji, özel tasarımlı kontakt lenslerle korneaya şekil verilerek refraksiyon kusurunun geçici olarak düzeltilmesidir. Günümüzde en sık olarak yaklaşık -5.0 D’nin altında miyopi düzeltilmesi için uygulanmaktadır. Yeni bir yöntem olmamakla birlikte, gelişmiş kornea yüzey ölçüm yöntemleri ve yüksek oksijen geçirgen sert lenslerin kullanıma girmesiyle yeniden son 10 yıldır popülerlik kazanmış ve geliştirilmiştir. Bu yöntemde, klasik kontakt lens uygulanımının aksine, kornea topografisine göre, hastaya uygun olarak üretilen/seçilen kontakt lensler, gece uyku sırasında takılır, gündüz çıkarılırlar. Birinci geceden sonra lensler etkili olmaya başlarsa da, tam etkiye kırma kusurunun derecesine bağlı olarak 1 hafta-1 ay içerisinde ulaşılır. Lenslerin kullanımına ara verildiğinde kırma kusuru bir süre sonra geri dönecektir. Ortokeratoloji ile çocuklarda miyopi ilerlemesinin durdurulabileceği öne sürülmüşse de bu iddia henüz bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Bu özel uygulanım, ancak ‘Kontakt Lens’ uzmanı bir Göz Doktoru’nun gözetimi ve kontrolü altında yapılmalıdır.
Kontakt lenslere bağlı gözde kuruma hissi gelişebir mi?
Nedenleri; 1) Gözyaşı azlığı (özellikle kadınlarda, yaşa bağlı ya da romatizmal hastalıkların eşlik ettiği durumlar) 2) Bilgisayar kullanımı gibi dikkati arttıran dolayısıyla kırpma sayısının azalmasıyla göz yüzeyinden gözyaşının buharlaşma yoluyla uzaklaştığı durumlar 3) Gözyaşını gözden uzaklaştıran klima, radyatör ya da kuru iklimler 4) Gözyaşını daha fazla kullanan yüksek su içerikli kontakt lensler 5) Gözde göz yaşı dengesizliği yaratan çeşitli göz hastalıkları ( Kirpik dibi hastalıkları (Blefarit) vs.)
Belirtileri; 1) Özellikle akşama doğru kontakt lensi bir yabancı cisim gibi hissetme 2) Kızarma 3) Gözlerde kuruluk hissi 4) Göz yorgunluğu, kapaklarda ağırlaşma 5) Uyku hissi
Öneri; 1) İçeriğinde lense zarar veren prezervan maddeleri içermeyen suni göz yaşı damlalarını lens gözde iken Göz Doktoru tarafından belirlenecek dozda kullanma 2) Kontakt lensi daha düşük su içerikli bir lensle değiştirmek. 3) Yoğun klimalı, sigara dumanlı nem oranının düşük olduğu ortamlardan kaçınmak.
KONTAKT LENS MUAYENESİNİN ÖNEMİ
Kontakt lens kullanımı her zaman güvenli mi? Kontakt lens kullanımındaki hatalar ve sonuçları nelerdir?
Doktor kontrolü olmadan Kontakt Lens satın alan iki hasta
Doktor muayenesi ve kontrolu olmadan alınan ve göze uygun olmayan lenslere bağlı gelişmiş gerçek iki hastanın komplikasyonlarını okudunuz.
Kontakt lens sonrası gelişen allerjilere dikkat etmeliyiz
Keratokonus nedir?
Kuru Göz nedir ?
Gözyaşı tabakası, hemen göz üzerine yayılan bir mukus tabaka, ortada sulu (aköz) tabaka, ve en dışta yağlı (lipid) tabakalardan oluşur. Bu üç tabakadan herhangi birinin eksikliği veya bozukluğu, kuru göz şikayet ve bulgularının ortaya çıkmasına neden olur.
Kuru Göz hastalarının şikayetleri nelerdir?
Kuru göz hastaları gözlerde kuruluk hissi, yanma, batma, yabancı cisim hissi, kızarıklık, rüzgar veya sigara dumanından rahatsızlık, göz çevresinde mukus iplikçiklerin oluşması, ve/veya kontakt lens kullanmakta zorluk şikayetleri ile doktora başvururlar. Bu hastalar, zaman zaman kuruluğa bağlı irritasyon ile paradoksik sulanmadan da şikayet edebilir.
Kuru Göz nedenleri nelerdir?
Gözyaşı salgısı, erkek ve kadınlarda, ilerleyen yaşla birlikte azalır. Ancak, kuru göz, özellikle menapoz sonrası kadınlarda sık görülür. Bunun dışında, idrar söktürücü, tansiyon düşürücü, anti-allerjik, anti-depresan ilaçlar, uyku ilaçları ve alkol göz kuruluğuna neden olabilir.
Ciddi kuru göz, ağız kuruluğu ile birlikte giden Sjögren Sendromu ile birlikte olabilir. Bu durumda, hastalarda, sıklıkla eklem romatizması olmak üzere, tüm vücut sistemlerini tutan bir immün disfonksiyon veya bağ dokusu hastalığı mevcuttur. Sjögren sendromu, genellikle 50 yaş civarında kadınlarda görülür.
Yukarıdakilerin dışında kimyasal yanıklar, cerrahiler ve burada detaylandırılmayacak başka birtakım hastalıklarda da kuru göz görülebilir.
Kuru Göz tanısı nasıl konulur?
Göz doktoru tarafından yapılan basit bir göz muayenesi ile kuru göz tanısı kolayca konulabilir. Hastanın öyküsü de tanıya çok yardımcıdır. Bunun dışında, gözyaşının özel boyalarla boyanması veya 'gözyaşı şeritleri' ile gözyaşı miktarının tayini de tanıda kullanılabilecek basit testlerdir.
Kuru Göz nasıl tedavi edilir?
Gözü nemli tutabilmek için, gözyaşının yerini tutan birçok yapay gözyaşı damlası ve jeli bulunmaktadır. Yapay gözyaşını günde 4-5 kereden daha sık kullanma ihtiyacını hisseden hastalar için koruyucu madde içermeyen, tek kullanımlık yapay gözyaşı preparatları da bulunmaktadır. Bu tek kullanımlık damla ve jeller, hastalar tarafından,
Gün boyu, arzu edildikleri sıklıkta kullanılabilmektedirler.
Kuru gözde diğer bir yaklaşım, mevcut gözyaşının korunmasıdır. Gözlük kenarları kapatılabilir veya yüzücü gözlükleri kullanılabilir. Kuru göz hastaları özellikle geceleri uyudukları odanın nemlendirici cihazlarla nemlendirilmesinden de fayda görürler. Yine mevcut gözyaşını korumak amacıyla, gözyaşını gözden uzaklaştıran küçük kanalcıklar, göz doktoru tarafından, basit bir işlemle, geçici veya kalıcı olarak kapatılabilir.
Yukarıdakilerin dışında gözyaşı yapımını arttıran birtakım ilaçlar da mevcuttur. Ancak, aynı zamanda salya yapımını da arttıran ve terleme, bulantı, kalp çarpıntısı gibi yan etkileri olabilen bu ilaçlar ancak doktor denetimi altında kullanılabilirler.
Esasen bir immün düzenleyici ilaç olan Siklosporin, son zamanlarda kuru göz tedavisinde uygulanan en yeni ilaçlardan biridir. Suspansiyon formunda göze damlatılabilen bu ilacın, majör gözyaşı bezinin inflamasyonunu azaltarak gözyaşı yapımını artttırdığı bildirilmektedir.
Kuru gözde, başta androjenler ve immün modülatörler olmak üzere yeni tedavi yöntemleri üzerinde çalışmalar devam etmektedir.
Gözde uçuk olur mu ?
Gözde allerji nedir ? Nasıl korunulur ?
Şeker hastalığı gözü nasıl etkiler? (Diabetik Retinopati)
Şeker hastalığı,pankreas dokusundan salgılanan insülin hormonunun eksikliğine veya etkisizliğine bağlı kan şekerinin yükselmesine sebebiyet verdiği gibi, aynı zamanda bir küçük damar hastalığıdır.Tip1 diabet genelde 30 yaşından önce başlar insülin eksikliği mevcuttur.İnsülin enjeksiyonları gerekir.Tip2 diabet genelde 40 yaşından sonra görülür,vücutta insülin eksik veya kullanımında bozukluk vardır.Diet,ağızdan alınan antidiabetik ilaçlar ve bazı hastalarda insülin enjeksiyonları gerektirir.Diabetik retinopati, şekere hastalığına bağlı olarak gözün arka bölümünde ışığa hassas bir doku olan retina tabakasının(ağ tabaka) damarlarının etkilenmesi ile ortaya çıkan ve körlüğe sebebiyet veren bir durum olup, diabetin tek tedavi edilebilir komplikasyonudur.Genelde iki göz de etkilenir.Hastalığın başlangıcında hastanın hiç şikayeti olmayabilir, bulgular zamanla ortaya çıkar.Hafif veya ağır, ancak muayene edilen diabetli bir hastada retinopatinin görülme oranı %40-45 civarındadır.Bu oran hastalığın süresi ile artış gösterebilir. Erken safhada yakalanan hastaların tedavileri mümkündür. Bu sebeple hastaların hiç bir şikayeti olmasa da yılda 1 kez retina muayeneleri olması gerekir. Buluğ çağı,gebelik,katarakt ameliyatı,insüline yeni geçiş gibi dönemlerde muayene sıklaştırılmalıdır.Diabetin sıkı kontrolü, gerektiğinde insüline geçiş, kan lipid ve kolesterolünün ve diğer dahili problemlerin kontrol altına alınması,sigarayı bırakmak hastalığın ilerlemesini yavaşlatır,ancak durdurmaz.Bu sebeple kan şeker düzeyleri çok iyi kontrol edilse bile,retina muayeneleri ihmal edilmemelidir.Şeker hastalarında kan şekerinin hızlı değişiklikleri ile geçici görme bulanıklıkları da gelişebilir.Katarakt oluşumu da normal topluma göre daha sıktır.Görme sinirinin küçük damarlarının tıkanması nadir görülen bir durum olup,optik nöropati adını alır.Bu yazıda diabetik retinopati üzerinde durulacaktır.
Diabetik retinopatinin evreleri nelerdir?
1-Zemin diabetik retinopati:Ağ tabaka damarlarının tıkanması ve duvarlarının bozulması ile küçük damar genişlemeleri(mikroanevrizma),kan elemanlarının retinaya sızması ile küçük retina içi kanamalar,sert eksuda adı verilen sarı birikintiler görülür.Retinanın makula adı verilen en hassas bölgesi etkilenmedikçe görme yakınması olmaz(Resim1)
2-Makulopati:Zamanla makula bölgesi damarları etkilenince,bu bölgedeki damarların zedelenmesi ile, beslenme bozukluğu(iskemi),sıvı sızması(ödem),ve bu bölgeye yerleşen kanama ve eksudalar görmeyi etkiler.Hasta bulanık ve az görmeden yakınmaya başlar.
3-Proliferatif diabetik retinopati:Diğer bulgulardan daha az görülür.Beslenme bozukluğuna(iskemi) cevap olarak retina bazı sinyaller ve kimyasal maddeler oluşturur ve istenmeyen yerlerde yeni damarlar gelişir.Bu yeni damarlar göz içine yoğun kanamaya(vitreus hemorajisi),etraflarında gelişen ve gözün içini dolduran yumurta akı kıvamındaki jele(vitreus) doğru uzanan bantların yaptığı çekinti ile retinanın yerinden kabarmasına(dekolman),göz tansiyonunun yükselmesine(glokom) sebebiyet verir.Bu gelişmeler ise körlükle sonuçlanır.(Resim2)
Retina anjiografisi nedir,nasıl uygulanır?
Retina anjiografisi,flöresein adı verilen bir boyanın 5cc kadar kol toplardamarlarından birine verilmesi, 8-10 saniye içinde göze ulaşan boyanın gösterdiği retina damarsal sisteminin fotoğraflanması esasına dayanır.Retina hastalıklarının tanısı ve tedavi edilecek bölgelerin gösterilmesinde kullanılmaktadır.Damarları açma özelliği yoktur.Radyoopak madde kullanılmaz.İşlem sırasında bazı hastalarda geçici bulantı olabilir.İşlemden sonra 2 gün kadar hastanın cilt rengi sararır, idrar rengi koyulaşır.Çok nadir olarak boya allerji yapabilir.Ağır karaciğer ve böbrek hastalarında, hamilelerde kullanımı önerilmez.(Resim3)
Nasıl tedavi ediyoruz?Laser ışık koagülasyonu nasıl uygulanır?
Hastanın yakınması olmadan göz hekimine başvurması çok önemlidir.Erken evrede LASER ışık koagülasyonu ile,tedavi edilen hastaların %80-90 civarındaki bir gurubunda körlüğü engellemek mümkündür.Tedavinin etkinliği ve yöntemleri, yaklaşık 40 yıllık çalışmalarla ortaya konulmuştur.Tedavide, artık yerleşmiş olan bu prensipleri uyguluyoruz.Tedavi için gözün üzerine bir kontakt lens yerleştirilir.Laser ışığı bu lens vasıtası ile tedavi edilecek bölgelere ulaştırılarak yanıklar oluşturur.İşlem genelde tolere edilebilir,ancak bazı durumlarda ağrı duyulabilir.Bu sebeple ağrı kesici bir tablet alınması uygundur.LASER tedavisinin amacı, görmeyi hastanın başvurduğu düzeyde tutmaya çalışmaktır.Ancak işlemden sonra bir miktar görme azalması olabilirse de,ileride görülecek daha şiddetli görme azlığının engellenmesi açısından bu kabul edilebilir.İşlemden hemen sonra görme yakınmaları artabilir, ancak bir süre sonra eski düzeye döner.Laserin uygulandığı bölgeye göre merkezi veyaçevresel görme,karanlık-aydınlık uyumunda,renk görmede etkilenmeler gelişebilir.Laser tedavisi tıkanmış olan küçük damarları açamaz, sadece sızıntı(ödem) bölgelerine ve yeni gelişen damarlara etki edebilir.
Laserin başarısı,hastanın erken başvurusu ile doğru orantılıdır.(Resim4)
Vitrektomi ameliyatı nedir?
Tedavi için geç kalmış ve bazen laser tedavisine rağmen ilerleme gösteren hastalarda,gözün içine 1 mm den ince özel alelerle girilerek uygulanan bir cerrahidir.Çoğunlukla proliferatif safhanın komplikasyonları sebebi ile uygulanır.Göz içi sıvısı(vitreus) içindeki kanamaların ve çekinti yapan bantların temizlenmesi ve retinanın tekrar eski anatomik yapısına kavuşması hedeflenir.Temizlenen göz içi sıvısı yerine seum fizyolojik veya başka bir sıvı ile göz içi doldurulur.Bu tedavi için de bir süre olup, başarısı yine zamanlamaya bağlıdır.Ameliyatın anatomik başarısı,belirlenen bu hedeflere ulaşmaktır,fonksiyonel başarıya,yani erişilecek görme düzeyine gelince bir sinir dokusu olan ve yenilenmeyen retinada elde edilebilecek görme düzeyi ancak ameliyattan sonra belirlenebilir.Ameliyat sırasında gözün içine hava,gaz,silikon gibi TAMPON MADDELER verilmesi gerekebilir.Bu maddeler içinde silikonun tekrar geri alınması söz konusudur.Diğerleri kendiliklerinden emilir.Ameliyatın en sık görülen yan etkisi katarakt gelişimini hızlandırmasıdır.yeniden kanama da gelişebilir.Bu gibi durumlarda yeniden cerrahi gerekebilir.(Resim5)
Yeni gelişmeler
Usulüne uygun ve doğru zamanlanmış yukarıda bahsedilen tedaviler ve hastanın dahili problemlerinin kontrole alınması ile, diabetik retinopati sebebi ile gelişen körlük oranları %5 e düşmüştür.Ancak en keskin gören nokta olan makula bölgesindeki sıvı birikimi(ödem) ve eksudalarda görmeyi daha iyi korumak için çalışmalara devam edilmektedir.Bu amaçla, tartışmalı olmakla beraber, göz içine dışarıdan kortikosteroid enjeksiyonları denenmektedir.Bu tedavilerin bir süresi olduğundan enjeksiyonların tekrarı gerekebilir.Yan etkileri en sık göz içi basıncının yükselebilmesi(her hastada yükselmez),katarakt,nadiren enfeksiyondur.Retinanın yeni damar oluşturan sinyalleri ortaya çıkarmaması ve damar sağlamlığını koruması için de, bu işlemde rolü olan bir faktöre karşı geliştirilen anti VEGF adını alan bir gurup yeni ilacın göz içine verilmesi ile ilgili çalışmalar yapılmaktadır.Ayrıca ağızdan alınan bazı ilaçlarla bu sinyalleri engellemek için yapılan çalışmalar da vardır.Tüm bu çalışmaların amacı, görmeyi daha iyi hale getirmektir.
Hipertansiyonun göz bulguları
Hipertansif Retinopati, gözün iç ve arkasında yer alan ve görme işlevini oluşturarak görüntü uyaranlarını beyne ileten retinada (ağ tabaka ya da sinir tabakası), hipertansiyon ve arterioskleroz nedeniyle hasara yol açan damarsal bir hastalıktır.
HİPERTANSİYON NEDİR?
Hipertansiyon, kan basıncının patolojik yükselmesi olarak tanımlanabilir. Sınırı Dünya Sağlık Örgütünün tanımına göre sistolik (maksimal veya büyük tansiyon) 140 mmHg, diastolik (minimal veya küçük tansiyon) 95 mmHg. dır.Toplumun yaklaşık yarısını etkiler. Tekrarlanan kan basıncı ölçümleri, benzer ırk ve çevresel alt yapıdan gelen insanlarla karşılaştırıldığında anormal bulunursa hipertansiyon olarak kabul edilir. Tanı ve tedavideki gelişmelerle hipertansiyona bağlı hastalık ve ölüm hızı oranlarındaki azalmaya rağmen hastalığın komplikasyonlarının tedavisi hekimler için problem olmaya devam etmektedir.
Damarsal hastalığın ilerlemesinde kan basıncı yüksekliğinin rolü tartışmalıdır. Hipertansiyon kan basıncının yükseldiği dönem olarak kabul edilir. Daha farklı bir durum olan hipertansif hastalıkta ise beyin, kalb, böbrek ve gözlerdeki damarsal lezyonlarla birlikte atardamar basıncında devamlı patolojik yükselme ve çevresel damar direncinde artış vardır. Hipertansif hastalık toplumun yaklaşık %5 inde ortaya çıkar. Sistolik basıncın yükselmesi primer olarak kalbin dışa atımına bağlı olmasına rağmen diastolik basıncın yükselmesi sistolden sonra artan çevresel damar direncine, dolayısıyla hipertansif hastalığa ait klinik anomalilerin göstergesidir.
‘Esansiyel Hipertansiyon’ hastaların yaklaşık % 90 ını oluşturur ve özgün bir nedeni yoktur. Iyi huylu tipi yaygındır, sinsi başlar, kadınlarda erkeklerden daha fazladır, güçlü ailesel yatkınlık ve dominant geçiş gösterir ve komplikasyonları hastalığın ortaya çıkmasından 10-15 yıl sonra gelişebilir. Kötü huylu tipi ise genellikle genç yetişkinlerde, sıklıkla 30’lu yaşlarda görülür, doğrudan veya hipertansif hastalıklarda hızlı kan basıncı yükselmesine bağlı olarak ortaya çıkabilir. Daha çok böbrek kaynaklıdır ve diastolik basıncın 120 mmHg’nın üzerine çıkması ile kendini gösterir. Baş ağrısı, kusma, kovülsiyonlar ve koma ile beraber ensefalopati sık görülür. Göz bulguları da ciddidir.
ARTERİOSKLEROZ NEDİR?
Arterioskleroz atardamarlarda sertleşme ve kalınlaşmayı ifade eden genel bir terimdir. Arteriosklerozda hipertansiyon daha çok sistolik basıncın yükselmesine bağlıdır. ‘Ateroskleroz’ (intima katında değişiklikler), ‘Medial skleroz’ (media katında değişiklikler) ve ‘Arterioloskleroz’ (intima ve mediada değişiklikler) olarak sınıflanabilir. Ateroskleroz ve arterioloskleroz retina damarlarını etkileyen en sık arterioskleroz tipleridir. Çok karıştırılır ve birbirlerinin yerine kullanılırlar.
*Aterosklerozun karakteristik lezyonu olan aterom plağı, daha çok büyük atardamar duvarlarının katmanları arasında birikmiş lipid (yağlı madde) yüklü hücrelerden gelişmiştir. Genellikle kalsifikasyon (kireçleşme) ve fibrozis (lifli bağ doku oluşumu) ile birlikte olur ve lümeni tıkayarak damar tıkanıklığına yol açabilir.
*Arteriolosklerozda ise atardamar dalcıklarının duvarları, katmanlarındaki ilerleyici değişiklik ve kalınlaşmalar sonucu ‘soğan kabuğu’ görünümü almasıyla karakterizedir.
Arterioskleroz, atardamar ve dallarını etkileyen bir yaşlanma sürecidir. Yüksek kan basıncına bağlı değildir fakat bundan etkilenebilir. 60’lı yaşlardan sonra ve öncelikli olarak büyük damarları etkiler. Gözdibi muayenesinde görece olarak düzgün ve yaygın daralmış atardamar dalları, keskin köşeli dallanmalar ve damar duvarının saydamlığı değişmeksizin kan sütunundaki renk değişikliği görülür.
HİPERTANSİYONDA RETİNA-GÖZDİBİ DEĞİŞİKLİKLERİ NELERDİR?
Richard Bright böbrek hastalıklarıyla görme bozuklukları arasındaki ilişkiyi tanımlayan ilk kişi olmasına rağmen, von Helmholtz 1851 de oftalmoskopu bulana kadar retina damarları incelenememiştir. Bu alandaki en saygın oftalmolog ise retina damarlarındaki sklerotik değişiklikler ve retina, merkezi sinir sistemi ve boşaltım sistemindeki damar değişikliklerinin ilişkileri hakkındaki gözlemleri hala klasik kabul edilen Marcus Gunn’dır.
Sistemik kan basıncının yükselmesi, otoregülasyon yoluyla retina atardamar dallarının lokal ve genel olarak daralmasına neden olur. Damarlarda çeper, yansıma ve çaprazlaşma değişiklikleri meydana gelir. Yüksek basıncın süresindeki uzama nedeniyle ‘iç kan-retina bariyerinin yıkılması’ sonucu plazma ve kırmızı kan hücreleri damar dışına sızar. Retinanın oftalmoskola muayenesinde retina kanamaları, atılmış pamuk tarzında eksudalar (retinanın iç tabakalarındaki sinir lifi aksonlarının dejeneratif değişikliklerinin yol açtığı bir grup hücresel cisimcik), retina içi lipid ( yağlı madde), ciddi hipertansiyonda yağlı maddelerin makula yıldızı şeklinde yerleşmesi ve retina damar uç-dalcıklarının tıkanması görülebilir.
Retina kanamaları çoğunlukla yüzeyel sinir lifi katına uyan mum alevi şeklinde olurlar. Daha derin katlardaki sık yerleşimli yuvarlak ve mürekkep lekesi şeklinde kanamalar ve bunlara eşlik eden sarı-beyaz renkli retina içi yağlı maddelerin varlığı hipertansiyonun ciddiyetini gösterir. Atılmış pamuk tarzı eksudalar, gri-beyaz renkte tüysü görünümdedirler ve daha çok arka kutupta yerleşirler, birkaç haftada kaybolurlar, çevrelerine saçılmış küçük damar baloncukları görülebilir.
Herhangi bir nedenle olan akut hipertansiyon, görme siniri başında ödemle kendini gösteren hızlanmış veya malin bir evreye girebilir. Retinadaki iç kan-retina bariyerinin yıkılması mikrokistik tipte bir retina ödemine yol açabilir. Akut hipertansiyondaki yüksek kan basıncı esas olarak retina pigment epitelini ve koroidi yani retinanın altındaki damar katını etkiler. Koroid damarlarının etkilenmesi ile dış kan-retina bariyeri de yıkılır ve koridin uç dalcıklarında tıkanma meydana gelebilir. Retinadaki damar değişiklikleri, iskemik değişiklikler ve retina pigment epiteli değişiklikleri fundus floresein anjiogreafisi (FFA) yapılarak izlenebilir.
Hızlanmış veya akut bir hipertansiyonda optik sinir başının şişmesi ve optik sinir damar dalcıklarının genişlemesi tartışmalı bir konu olmakla birlikte, bunun nedeni muhtemelen atar damar dallarındaki tıkanıklığa bağlı iskemi ve genişlemiş uç dalcıklardan serum sızmasıdır. Bazı olgularda muhtemelen iskemik ve mekanik faktölere bağlı artmış kafa içi basıncının eşlik ettiği hipertansif ensefalopatinin rolü de olabilir.
Kronik hipertansiyonda koroid atardamarları üzerinde gelişen koyu pigmentli çizgi (Siegrist çizgileri) nadir bir bulgu olup, sklerotik koroid damarları üzerinde uzanan retina pigment epitelinin hiperplazisi ve bu bölgedeki koroid uç dalcıklarının incelmesine bağlıdır.
HİPERTANSİYON VE ARTERİOSKLEROZDA DAMAR DEĞİŞİKLİKLERİ NELERDİR?
Kural olarak arteriosklerotik değişiklikler damar duvarının kalınlaşmasından dolayı olmakla birlikte, hipertansiyonun esas olarak damar spazmına bağlı olduğu düşünülmektedir. Hipertansiyonun arteriosklerotik değişikliklerin gelişmesinde çok önemli bir etkiye sahip olması nedeniyle onları tamamen ayrı düşünmek olası değildir.
Arterisklerozun şiddeti diastolik basıncın yüksekliği ile daha fazla ilgilidir. Retina damarlarında karakteristik değişiklikler genellikle bütün vücut atardamar dallarında uniform olarak dağılır ve oftalmoskopik görünüm hemen hemen genel dolaşımın durumunu yansıtır.
Atardamar daralması:
Yaygın atardamar daralması hipertansif retinopatinin tipik bir belirtisidir. Akut hipertansiyonda akut bir damar spazmı yanıtı olarak görülmekle birlikte daha sık olarak kronik hipertansiyonda görülmektedir. Damar çapındaki bu azalma, hipertansiyonda retina atardamar çap / toplardamar çapı oranının azalmasına neden olur. Normalde bu oran 2/3 tür. Değerlendirme, normal orana veya aynı yaştaki normal tansiyonlu kişinin ortalama damar çapına kıyaslayarak yapılır. Bölgesel atardamar daralmaları, damar duvarının bir alandaki spazmına bağlıdır ve geri dönüşümlü olabilir. Derecelendirilmesi, spazmın şiddetini yansıtır. Görme siniri başına yakın çap değişiklikleri fizyolojik olabilir.
Damarsal ışık yansıması:
Damar duvarındaki kalınlık artışı ışığın yansımasında ilerleyici bir değişikliğe neden olur. Normalde damar duvarı görülemez, sadece lümendeki kırmızı kan hücreleri kolonu bizim damar olarak kabul ettiğimiz kırmızı bir çizgi şeklinde görülebilir. Damar duvarının dış bükey yüzeyinden giren ışığın yansıması kan kolonunun ortasında gözüken ikinci bir ışık çizgisine neden olur ki bu normal ışık yansımasıdır. Duvar kalınlaşınca ışık yansımasının parlaklığı kaybolarak daha kaba, donuk ve dağınık bir hal alır ki bu görünüm arterilosklerozun en erken belirtisidir.
Damarsal lümen değişiklikleri:
Atardamar dallarındaki duvar kalınlığının artması ve lümeninin daralmasına ek olarak ışığın difüzyonu damara kırmızımsı kahverengi bir ‘bakır tel’ görünümü verir. Hipertansiyonun iyi kontrolü ile bu bulgu görece olarak azalır. Arteriolosklerotik süreç devam ederse lümendeki daralmayla birlikte duvardaki kalınlaşma sürer ve kan kolonunun ince bir çizgi olarak görülemediği ‘gümüş tel’ görünümü ortaya çıkar. Bu dönemde damarlar kanı taşıyabilir gibi görünmemekle birlikte floresein anjiografik muayeneyle perfüzyonun çoğunlukla devam ettiği anlaşılır. Bu durum, kontrollü hipertansiyonda sık olmayan bir bulgudur.
Atardamar / toplardamar çaprazlaşma değişiklikleri:
Retina atar ve toplardamarları, genellikle toplardamarın öne doğru uzandığı çaprazlaşma yerinde ortak bir dış kılıfa girerler. Damar duvarındaki değişiklikler, bu bölgede toplardamarda bası ve lümenin daralmasına yol açan bir ‘çentiklenme’ meydana getirir, damarın yön değiştirmesine de neden olabilir. Bu durum kan kolonunun hafifçe incelmesinden ciddi incelmesine ve görünen kan kolonunun kesilmesine kadar giden derecelerde olabilir. Çaprazlaşma değişiklikleri kronik hipertansif hastalığın karakteridir.
Retina Anevrizmaları:
Mikroanevrizmalar yani uç dalcıklardaki genişlemeler damar hastalıklarının geniş bir bölümünde görülen, hipertansiyona özgü olmayan bir bulgudur, damar duvarının zayıf alanlarında lokalize baloncuklar şeklinde olurlar.
Makroanevrizmalar yani damarsal dal baloncukları ise hipertansiyonda görülebilen damar değişiklileridir. Retinal makroanevrizmalı 120 hastalık bir çalışmada, olguların %75 inin kadın ve %67 sinin hipertansiyonlu olduğu gösterilmiştir.
İKİNCİL HİPERTANSİYON (HİPERTANSİF HASTALIK) RETİNAYI NASIL ETKİLER?
İkincil yani sistemik hastalıklara bağlı olarak gelişen hipertansiyon genellikle retinada akut damarsal spazm ile karakterizedir. İkincil hipertansiyonda arterioloskleroz, hipertansiyonun kronikleşmesi ve eşlik eden arteriolar hastalık dışında seyrek görülür. Retina değişikliklerinin daha çok atardamarlardaki büzüşmeden kaynaklandığı ve benzer değişikliklerin hem böbreklerde hem de gözlerde olabileceği gösterilmiştir. Retinada yaygın ve bölgesel damar daralması, kanamalar ve eksudalar, muhtemel nöroretinal ödem ve kronik retinal arteriolosklerozun yokluğu dikkati çeker.
Hipertansif hastalık akut glomerulonefrit ve gebelik toksemisinde, kollajen hastalıklar, böbreküstü bezi tümörleri, böbrek parenkim hastalıkları, aort koarktasyonu, damarsal anomali ve tıkanmalar, salgı sistemi hastalıkları ve menapozda görülebilir.
Hipertansif hastalığın şiddeti ile oftalmoskopik bulguların ilişkisi, birçok sınıflandırmaya neden olmuştur. 1947 de Amerikan Oftalmoloji Birliği tarafından bir rapor halinde bastırılarak damarsal değişikliklerin dereceledirilmesinde kullanımı sağlanmıştır. Evrelendirme tanı ve takipte, özellikle tedavinin etkinliğini izlemede önemli olmuştur.
HİPERTANSİYON NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Hipertansiyonun ve hipertansif hastalığın ilaçla tedavisi, ilaçlardaki yeniliklerle önemli gelişmeler göstermiştir. Komplikasyon ve ölüm oranı giderek azalmaktadır. Hipertansiyonun tedavisi genel hijyenik önlemler ve ilaç tedavisini içerir. Genel önlemler eğitim, kilo kontrolü, sodyum tuzu kısıtlaması, egzersiz ve hayat tarzının kontrolüdür. İlaç tedavisi ise diüretikler (idrar söktürücüler), sedatifler (sakinleştiriciler), adrenerjik inhibitörler (Beta blokerler, Alfa reseptör blokerleri), ACE inhibitörleri, kalsiyum antagonistleri ve vazodilatatörler ( damar genişleticiler) olarak sayılabilir.
HİPERTANSİF RETİNOPATİNİN HASTA AÇISINDAN ÖNEMİ NEDİR?
Hipertansif retinopatinin tespiti ve evrelendirilmesi, genel hastalığın tanı ve takibinde, tedavi etkinliğini izlemede ciddi bir öneme sahiptir. Hipertansiyondaki retina değişiklikleri basit, pratik ve komplikasyonlu veya komplikasyonsuz hipertansiyondaki prognozu ( hastalığın nihai tablosunu) belirleyen önemli bir rehberdir.
Retina Dekolmanı
Behçet hastalığı nedir ? Behçet hastalığının adı nereden geliyor ?

Resim 1. Ön üveitte yoğun lökosit cevabı nedeni ile hücrelerin ön kamara alt kısmına yer çekimine bağlı olarak çökmesi sonucu görülen "hipopyon".
Behçet hastalığında göz tutulumu nasıl olur, belirtileri nelerdir ?
Behçet hastalığının göz tutulumu ön üveit, arka üveit veya ön ve arka üveitin bir arada görüldüğü "panüveit" şeklinde olabilir. Göz tutulumu olan hastalarda yukarıda anlatılan üveit belirtileri görülür. Bu belirtiler arasında "hipopyon" dediğimiz Behçet hastalarında daha sık görülen bir belirti yer alır ve hastalığın ağır hasar bırakacak tarzda seyredebileceği olasılığını gösterir (bakınız resim 1).
Behçet hastalığında göz tutulumu sıklığı nedir ve ne zaman ortaya çıkar ?
Behçet hastalığında göz tutulumu hastaların yaklaşık %45-55'inde görülür. Bu oranlar hastaneye başvuran hastalardan elde edilen veriler olması nedeni ile toplumdaki gerçek oranı yansıtmamaktadır. Behçet hastalığı tanısı bazen göz hastalığının başlaması ile birlikte konulur. Bunun sebebi diğer sistem bulgularının hastayı hekime gitmeye zorluyor olmayışıdır. Diğer sistem bulguları nedeni ile tanı konulan hastalarda bir süre sonra göz tutulumu ortaya çıkabiliyorsa da bu oran oldukça düşüktür. Göz tutulumu tek gözde başlayıp aynı gözde devam edebilir. Ancak çoğunlukla hastalık her iki gözdedir.
Behçet hastalığında kimler göz tutulumu ve şiddeti açısından yüksek risk altındadır ?
Behçet hastalığında göz tutulumu ve hastalığın gözdeki görünümü olan üveitin ağır geçmesi ve bu bağlamda ciddi görme kayıplarına yol açması hastalığın erken yaşta başlaması ve erkek cinsiyeti ile ilişkilidir. Göz tutulumu erkeklerde kadınlara oranla daha sıktır. Göz tutulumu olması aynı zamanda hastalığın ağır seyredeceğinin bir bulgusu olmaktadır. Göz hastalığının ciddi ve hasar bırakacak tarzda seyredeceğinin en önemli işareti aktivasyon dediğimiz alevlenme bulgularının sık ve yoğun şekilde seyreder tarzda olmasıdır.
Behçet hastalığında göz tutulumu nasıl seyreder ve ne gibi faktörler üveit ataklarını uyarır ?
Göz tutulumunun klinik görünümünün bir özelliği olan atakların sıklığı ve şiddeti hastadan hastaya fark göstermektedir. Söz konusu atakların ortaya çıkıp kaybolması gözün normal doku ve yapılarının kalıcı hasar geliştirmesine neden olur; bu da üveitin en önemli prognostik değerlendirmesi olan kalıcı görme kayıplarına yol açar. Üveit ataklarının ortaya çıkışının herhangi bir ön işareti yoktur. Hastalığın çok iyi takip edilmesi takipler esnasında gözlenen klinik değişimlere göre tedaviler düzenlenmesi, tedavilerin protokol dahilinde yapılması ve protokollerdeki parametrelerin sağlanamaması halinde ikili tedaviye geçilmesi önem taşımaktadır. Stres, aşırı yorgunluk, düzensiz ilaç kullanımı ve ateşli hastalıklar üveit ataklarını uyarabilir. Özellikle ilaçların önerildiği şekilde ve düzenli olarak kullanılmaması hastalığın alevlenmesine yol açabilir. Olayın bu boyutu göz önüne alınarak tedavinin düzgün olarak yapılması konusunda uyarılara devam edilmelidir.
Behçet hastalığında göz tutulumu olan her hastada tedavi gerekir mi ?
Göz merceği "lensin" gerisinde vitreus boşluğunu dolduran vitreusun iltihabı "vitritis" olarak bilinmektedir. Göz bulgusu olarak sadece vitritis saptanan hastalara tedavi verilmeyebilir. Ön üveiti olan hastalara iltihabın baskılanması için kortikosteroid içeren topikal göz damlaları ve merhemi verilir. İris ile göz merceği arasında oluşabilecek yapışıklıkların ayrılması amacı ile göz bebeğini (pupilla) genişletici damlalar belirlenen sıklıklarla verilir. Yapışıklık gelişme riski yüksek olan hastalara pupillayı kuvvetli olarak genişleten ilaçlar daha sık aralıklar ile verilir. Arka veya panüveiti olan hastalara ise sistemik kortikosteroid ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar hastalığın şiddetine göre belli dozlarda ve tek veya kombine olarak uygulanabilir. Sistemik kortikosteroidler ve bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar göz tutulumu dışında hastalığın büyük damar ve nörolojik tutulum gibi ciddi formlarında da kullanılır.
Behçet hastalığında görme kaybı riski nedir ?
Ataklar esnasında göz dokularında meydana gelen geçici hasarlar nedeni ile görme azalması oluşur. Tekrarlayıcı ve şiddetli ataklar sonrası gözün özellikle arka tabakalarında meydana gelen hasar nedeni ile kalıcı görme kayıpları oluşur. Göz tutulumu görme merkezini hasarlayıcı şekilde olmayan ve/veya kadın olan hastalarda görme uzun süreli iyi düzeyde korunabilmektedir. Türkiye ve Japonya gibi ülkelerde görme kaybı riskinin daha fazla oluşu Behçet hastası sayısının fazla olmasından kaynaklanır. Kuzey Amerika gibi ülkelerde ise hastalık daha seyrek görülür.
Behçet hastalığında göz tutulumu olan hastalar nasıl takip edilir ?
Göz tutulumu olan hastalar göz kliniklerinin uvea hastalıkları birimlerince belli aralıklarla düzenli olarak takip edilir. Hastaların yeni belirtilerin ortaya çıkışı açısından dikkatli olmaları istenir ve kontrol muayenesi dışında atak gelişimi şüphesi olması halinde bile acil olarak takip edildikleri göz kliniğine başvurmaları önerilir. Hastaların kontrol muayenelerine düzenli olarak gelmeleri hastalığın seyrinin takibi, ilaç tedavisinin şeklinin, dozunun ve yan etkilerinin belirlenmesi, ve hastalığın komplikasyonlarının saptanması açısından önem taşır.
Vitrektomi nedir?
Şeker hastalığında vitrektomi ameliyatı ile ne amaçlanır?
Retinal Protezler (Yapay Görme Sağlayan Araçlar) ne aşamada?
Yapay görme nedir?
Görsel bilginin işlenerek değerlendirilmesi sonrasında bireye bir başka duyu şeklinde sunulmasıdır. Halen güncel olarak üzerinde durulan protezli görme ise, canlı sinir hücrelerinin elektriksel uyarımı ile gözün görme tabakası olan retinaya veya görme yollarına işlenmiş bilginin aktarılmasıdır. Bir tedavi usulü olmaktan ziyade, görsel protezler görmesi olmayan veya görmesi çok düşük olan hastaların rehabilitasyonu açısından değerlendirilmektedir.
Kaç çeşit görsel protez vardır?
Temel olarak görsel protezler üçe ayrılabilir: Beyin dokusuna yerleştirilen kortikal protez, görme siniri olan optik sinirin çevresine yerleştirilen optik sinir protezi ve retina dokusuna yerleştirilen retinal protez.
Hangi grup hastalar görsel protez uygulamaları için uygundur? Belli bir grup hastaya belli tip protez düşünülebilir mi?
Retina dokusunun dış katmanlarının hasarlandığı ama iç katmanlarının göreceli olarak korunduğu, görme sinirinin ve beynin yeterli işlev gördüğü hastaların rehabilitasyonunda retinal protezler düşünülebilir (örneğin: retinitis pigmentosalı ve yaşa bağlı makula dejeneresansı komplikasyonu olan coğrafik atrofili hastalar). Retina dokusunun büyük oranda kaybedilmesine rağmen görme sinirinin canlılığını koruduğu hastalıklarda optik sinir protezi uygun olabilir. Retina dokusu ve optik sinir yollarının hasarlandığı ileri durumlarda ise kortikal protez gündeme gelir.
Retinitis pigmentosa nedir?
Retinitis pigmentosa (RP) terimi, retinada görmeyi sağlayan sinir hücreleri olan fotoreseptör hücrelerinin kalıtsal bir dejenerasyonunu (bozunumunu) ifade etmektedir.
Şekil 1: Retinitis pigmentosalı bir olgunun gözdibi fotoğrafı
Retinitis pigmentosanın bulguları nelerdir?
RP’de ilk belirtiler, genellikle genç yaşta ortaya çıkan gece görme bozukluğu ve görme alanında çevresel kayıplardır. Hastalık ilerleyicidir. Hasta erişkin yaşa geldiğinde daralmış çevre görme alanı ve azalmış maküler fonksiyona sahiptir. İlerlemiş hastalıkta, retina damarlarının bozulmaları, iç retinal sinir hücrelerinin etkilenmesi ve görme siniri başının solukluğu izlenir.
Yaşa bağlı makula dejeneresansı nedir?
Genellikle 55 yaş ve üzerinde görülen, gözün keskin görme noktasını etkileyerek, merkezi görmeyi bozan birçok faktöre bağlı bir hastalıktır. Çeşitli tipleri vardır ve tipine göre belirtiler, sabit seyredebilir, görme kısmen olumsuz etkilenir veya belirtiler ilerleyerek retinanın özellikle dış katlarının zarar görmesi nedeniyle görme oldukça azalır.
Şekil 2: Yaşa bağlı makula dejenerasyonu (coğrafik atrofi) bulunan bir olgunun gözdibi fotoğrafı
Hastalığın tipi, görme derecesi önemli midir? Bir göz sağlamsa, sorunlu olan diğer göze uygulanması düşünülür mü?
Hastalığın tipi önemlidir, halen ilerlemekte olan hastalıklarda bu yöntem bir tedavi usülü olmadığı için uygulanması düşünülemez. Bir gözün sağlam olması durumunda da, günümüzdeki teknoloji ile üretilen görsel protezlerin diğer göze uygulanması öngörülmemektedir. Retinal protez uygulanması planlanan hastaların görmeleri, ışık hissi yokluğu ile el hareketleri seviyesi arasında değişmektedir. Bu hastalara ayrıca elektrofizyolojik ve psikofiziksel testler uygulanıp, iç retinal katların ve görme sinirinin işlevselliği değerlendirilmektedir.
Retinal protez tiplerinin çalışma mekanizması ve şeması nasıldır?
Retinal protezler göz içinde yerleştirilme yerlerine göre:
- Epiretinal (retinanın üzeri)
- Subretinal (retina ile pigment epitel tabakası arası)
- Suprakoroidal transretinal (pigment epitel tabakası ile damar ağı tabakası arası)
olarak sınıflandırılmaktadırlar.
Şekil 3: Retinal protezin yerleşim yerine göre isimlendirilmesi. Gözün yandan kesiti ve retina dokusunun ayrıntılı çizimi görülmektedir. Subretinal protez, retina dokusu ile pigment epitel tabakası arasına, epiretinal protez retinanın üzerine yerleştirilir. Suprakoroidal protez ise pigment epitel ve damar ağı tabakası arasına yerleştirilmektedir.
Elekronik retinal protez teknolojisinde, küçük bir kamera ile görüntü alınır, görüntü elektriksel bir şekle dönüştürülür ve görme sisteminin sinirlerine iletilir. Protezin bir kısmı gözün çevresindedir, elektrotları taşıyan kısmı ise göziçine yerleştirilir. Elektrot bölgesinden retinaya uygulanan kontrollü elektriksel uyarılar, aktif elektroda karşılık gelen bölgede ışık noktası (fosfen) algılanmasını sağlar. Elektrotların elektriksel uyarımı ile, hastanın birçok ışık noktasını görmesi, bunları bir araya getirerek görüntüyü algılaması mümkün olur.
Şekil 4: Retinal protezin çalışma mekanizmasının genel şeması. Gözlük üzerine monte edilen mini kameradan alınan görüntü mikroişlemleyiciler ile elektriksel uyarılara dönüştürülerek, kablo aracılığı ile gözün içine yerleştirilmiş olan retinal protezin üzerindeki elektrotlara iletilir. Geliştirilmekte olan yeni protezlerde bütün aksamın göziçine yerleştirilmesi, enerji ve uyarıların telemetri adı verilen kablosuz bir yöntemle temin edilmesi planlanmıştır.
Halen rutinde kullanılıyor mu? Kaç hastaya uygulandı?
Retinal protez sınırlı merkezlerde ve özel izne tabi olarak hastalara uygulanmaktadır. Henüz rutin uygulanmamaktadır. Bilgimiz dahilinde, kısa süreli elektriksel uyarım denemeleri dışında, uzun süre gözde kalmak üzere, epiretinal protez 6 hastaya, subretinal protez 1 hastaya, suprakoroidal transretinal protez 2 hastaya uygulanmıştır. Elektroteröpatik olarak isimlendirilen bir diğer mikrofotodiyot dizini olan ASR (artificial silicon retina) yaklaşık 30 hastaya uygulanmıştır, takipleri devam etmektedir.
Retinal protezde başarı ne demektir?
Hiç ışık görmeyen veya sadece ışığı fark eden gözlere uygulanmış olan retinal protezlerin amacı, öncelikle hastaların ışık ile karanlığı ayırt etmesi, yüksek kontrastlı cisimleri fark edebilmesi ve kendi başlarına hareket edebilmelerinin sağlanmasıdır. Elektronik çiplerde bulunan 16 elektrot ile elektriksel uyarının bunu sağladığı gösterilmiştir. Şimdi üzerinde çalışılan ve yakın zamanda insanlara tatbik edilmesi düşünülen 60 elektrot içeren protezlerin daha ayrıntılı görüntü algılatması beklenmektedir.
Teknolojik açıdan ve uygulama tekniği olarak beklentiler neler olabilir?
Normal insanlarda yapılmış olan simülasyon testleri 256 elektrotun yakın okumayı sağlayabileceğini göstermiştir. Görülmektedir ki elektrot sayısı arttıkça rezolüsyon artacaktır. 2020’li yıllarda 1000 elektrot içerecek protezlerle ilgili geliştirme projeleri devam etmektedir. Bu konuda karşılaşılabilecek önemli bir sorun, elektrot sayısı arttıkça göz içine yerleştirilmesi gereken protez büyüklüğünün artmasıdır.
Retinal protez konusunda dünyadaki merkezler nerelerdedir?
Epiretinal protez konusunda:
- Doheny Retina Enstitüsü’nde, Mark Humayun
- Second Sight, LLC.’da, Robert Greenberg
- Harvard/Massachusettes Institute of Technology’de, Joseph Rizzo
- Kresge Eye’da, Raymond Iezzi
- Alman Konsorsiyumu’nda (EPİ-Ret projesi), Rolf Eckmiller ve Martin Stieglitz
çalışmaktadır.
Subretinal protez konusunda:
- Optobionics’de, Alan Chow
- Alman Konsorsiyumu’nda, Eberhart Zrenner
çalışmaktadır.
Ayrıca, Japonya’da, Belçika’da, Avustralya’da ve Güney Kore’de de retinal protez araştırmaları sürdürülmektedir.
Prematüre Retinopatisi (ROP)
Bunu engellemek çoğu zaman olanaklıdır. Doğum tartısı 1500 gramın altında olanlar ile gebelik yaşı (anne karnında geçen süre) 32 hafta ve altında olan bebekler doğumdan sonraki 4-6 hafta içinde göz hekimleri tarafından muayene edilirler. Retina gelişimi tamamlanmış olanlar takipten çıkartılır, retina gelişimi tamamlanmamış olanlarda anormal kan damarları oluşumu başlayınca laser ya da soğuk (krio) tedavisi ile tedavi edilirler. Bebek ne kadar erken doğar ve doğum kilosu da ne kadar düşük olursa risk o kadar fazladır.
Tedaviden amaç ağ tabakanın damarları oluşmamış kısımlarının ortadan kaldırılması ve böylece görme merkezindeki bölümün kurtarılarak körlüğün önüne geçilmesidir. Zamanında tanı konulan bebeklerde tedavinin başarı oranı yüksektir. Bebeklerin tamamı olmasa bile çoğu kurtulurlar. Şaşılık ve miyopi gibi göz problemlerinin prematüre bebeklerde zamanında doğan ve doğum tartısı normal bebeklere göre daha sık görüldüğü unutulmamalıdır
Katarakt nedir?

Kataraktlar genellikle yavaş oluşurlar.Ağrı,sulanma,kızarma yoktur.Bazı kataraktlar, görüşü ciddi şekilde azaltacak bir düzeye ulaşmazken,bazıları da görüşü bütünüyle önler.Bir kataraktın görüşü etkilemesi: 2)Yoğunluğuna, 3) Mercekte oluştuğu yere bağlıdır. Görme bozukluğu kişinin günlük yaşamını aksatacak kadar ilerlediğinde kataraktı ameliyatla alınmalıdır.Eğer katarakt tamamen olgunlaşıp buzlu cam gibi opak hale gelmişse daha acil bir şekilde tedavi edilmelidir. Olgunlaşmış bir kataraktın şişmesi ve hatta göz içinde dağılması bile mümkündür. Bu gibi değişimler,kalıcı görüş kaybı tehlikesi taşırlar. Doğumsal kataraktlarda ise, görmenin engellendiği her durumda derhal ameliyat yapılmalıdır
Halk dilinde perde veya aksu da denilen katarakt göz merceğinde oluşan bulanık yada kesif bölgelerdir.Göz merceği irisin ve gözbebeğinin arkasındadır.Görevi, gözün arka bölümünün iç yüzünü kaplayan ve ışığa duyarlı olan retina üzerinde görüntü oluşumunu sağlamaktır.Mercek bulanıklaşmaya başlarsa ışınların geçişi engelleneceğinden görüş bozulabilir.
Katarakt oluştuğunda merceğin kimyasal bileşiminde de değişiklik meydana gelir.Ancak bu kimyasal değişimin nedenleri henüz tam olarak bilinememektedir. Yaşlılıkta oluşan katarakt en çok bilinenidir.Fakat bu tip katarakta elli hatta daha genç yaşlarda da rastlanılmaktadır.Ayrıca şeker,diğer sistem hastalıkları, uyuşturucular ve göz yaralanmaları ile birlikte de katarakt oluşabilmektedir. Bebekler kalıtımsal olarak kataraktlı doğabildikleri gibi yaşamlarının ilk yıllarında da katarakt oluşabilmektedir.
1) Büyüklüğüne
Hastanın farkedebileceği şikayetler şunlar olabilir:
Gözlük camlarını sık sık değiştirme ihtiyacı doğar. Ancak Katarakt belli bir noktayı aşınca, cam değiştirme de görüşü iyileştiremez olur.
Gözler üzerinde bir film varmış gibi hissetme, bir tülün veya bir çağlayanın ardından bakıyormuş gibi görme… Kataraktlı kimse, daha iyi görmek için sık sık gözlerini kırpıştırır.
Genelde kara olan göz bebeği renginin değişmesi…Göz incelenirken göz bebeği gri, sarı veya beyaz görülebilir, ancak bu değişiklikler her zaman farkedilmeyebilir.
Işık problemleri , örneğin gece araba kullanılması giderek güçleşir, çünkü merceğin puslu kısmı, karşıdan gelen far ışınlarını dağıtır ve bunların çift görünmesine veya gözün kamaşmasına neden olur. Keza kataraktı olan kimse, okurken ya da yakın işler yaparken yeterli ışık bulamamaktan yakınır.
“ikinci görüş”: Bazı kişilerde katarakt belli bir düzeye varınca,geçici bir okuma rahatlığına kavuşurlar.Katarakt geliştikçe görüş tekrar bozulmaya başlar. Bu septomların hiçbirisi,o kimsede katarakt olduğunu kanıtlamaz, ya da kataraktın alınması gerektiği anlamına gelmez. Ancak bu belirtilerden her hangi birisi olan kişi, bir göz hekimine mutlaka başvurmalıdır.
Ne zaman katarakt ameliyatı olmalıyız?
Sarkık Göz Kapakları ve Göz Altı Torbaları
Blefaroplasti, bu anormal yapıların düzeltilmesi için yapılan cerrahi işlemdir. İşlevsel veya kozmetik amaçlı olabilir.
Kapak Düşüklüğü
Kapak düşüklüğü kapağı kaldıran kasın yeterince gelişmemesi nedeniyle doğuştan olabilir veya yaşlanmaya bağlı olabilir. Doğuştan olanlarda zayıf kası kısaltmak veya daha şiddetli olgularda bir askı kullanmak gerekir. Katarakt ve dekolman gibi göz ameliyatlarından sonra da kapak düşüklüğü gelişebilir.

İki taraflı kapak düşüklüğü- ameliyat öncesi

Ameliyat sonrası
Kaş Düşüklüğü
Göz kapaklarının içe dönmesi (Entropion)

Ameliyat öncesi

Ameliyat sonrası


Göz kapaklarının dışa dönmesi (Ektropion)
Gözkapaklarının İstemsiz Sıkılması (Blefarospazm)
Göz kapaklarının çok açık olması (Kapak retraksiyonu)
Normalden geniş kapak aralığı vardır ve göz kuruluğuna yol açabilir. Neden çoğunlukla tiroid (guatr) hastalığıdır. Kapak düşüklüğü ameliyatından sonra aşırı düzeltme sonucunda da ortaya çıkabilir. Ameliyatla düzeltilebilir.
Göz kapaklarının çok açık olması (Kapak retraksiyonu)
Normalden geniş kapak aralığı vardır ve göz kuruluğuna yol açabilir. Neden çoğunlukla tiroid (guatr) hastalığıdır. Kapak düşüklüğü ameliyatından sonra aşırı düzeltme sonucunda da ortaya çıkabilir. Ameliyatla düzeltilebilir.
Göz çevresi ve alın kırışıklıkları
Gözkapağı Kanserleri
Bebeklerde ve Çocuklarda Göz Sulanması (Doğumsal Dakriostenoz)
Gözün Kaybı
Genel bir kural olarak, sağlık sigortası kurumları işleve yönelik oküloplastik cerrahi ameliyatlarının giderlerini karşılar. Buna karşılık, estetik amaçlı girişimlerin giderlerini karşılamaz.
Glokom Nedir ?
Sıklıkla 40 yaşın üzerinde oluşan glokom genellikle yıllar içinde çok sinsi ilerler. Bu; en sık görülen glokom tipi olup "Primer Açık Açılı Glokom" olarak adlandırılır. Bu süre içinde glokomlu kişilerin bir bölümünde de hastalığa ait herhangi bir belirti görülmez. Glokom, birçok hasta tarafından ancak ileri dönemde ve belirgin görme kaybı ortaya çıktığında fark edilebilir. Glokomda görme kaybı oluştuktan sonra geri dönüş olmadığından erken tanı önemlidir. Normal göz muayenesi sırasında tespit edilen anormal göz içi basıncı artışı hastalığın ilk belirtisi olabilir. Göz doktorunca düzenli aralıklarla yapılan muayeneler glokomun erken tanı ve tedavisi için en iyi yoldur.
Diğer bir glokom türü ise yine ileri yaşlarda ani olarak krizle ortaya çıkan dar açılı glokomdur. Şiddetli göz ağrısı, görme azalması, gözde kızarıklık ve bulantı, kusma ile karakterize bir tablodur. Acil tedavi gerektirir. Bebeklikte ve çocukluk çağında izlenen türlerinde gözde sulanma, ışığa karşı hassasiyet ve gözde büyüme izlenir.
Glokoma ne sebep olur?
Normalde bazı göz dokularının beslenmesi için göz içerisinde sürekli olarak bir sıvı yapılır ve bu göz içi sıvısı aynı zamanda süreki olarak da bazı yollarla (trabeküler şebeke) gözü terk eder. Glokom, göz içi sıvısını dışarı boşaltan kanallarda yapısal olarak tıkanıklık oluşması nedeniyle sıvının yeterli boşalmaması ve buna bağlı olarak göz içi basıncının artması sonucu oluşur. Yükselen göz içi basıncı görme sinirine zarar vererek sinirin ölümüne neden olur. Bazı hastalarda ise göz içi basıncı normal olduğu halde görme sinirindeki kan akımının bozuk olması nedeniyle görme siniri aynı şekilde tahrip olur (Normal Basınçlı Glokom). Görme siniri hücreleri öldüğü zaman da kalıcı görme kaybı oluşur.
Glokom nasıl teşhis edilir?
Glokom dikkatli bir göz muayenesi ile teşhis edilir. Teşhise yönelik göz muayenesinde göz doktoru:
-Tonometre adı verilen bir aletle göz içi basıncınızı ölçer. Göz dibi muayenesi yaparak göz sinirlerini inceler.
-Gerekli görürse görme alanında kayıp olup olmadığını belirlemek için görme alanı testi yapar.
-Görme siniri ve sinir lifi tabakasını inceleyen ileri yöntemler de uygulanabilir.
Hatırlayın ki glokom herkeste olabilir. Glokoma bağlı görme kaybını engellemenin tek yolu erken tanıdır. Görme alanında glokoma bağlı belirgin hasar olmadıkça hasta bu kayıpların farkına varamaz. Bu nedenle düzenli aralıklarla göz muayenelerinin ve görme alanı gibi ileri tetkiklerin yapılması önemlidir.
Kimler glokoma eğimlidir?
Glokom dünyada milyonlarca kişide görülen ve her insanda ortaya çıkabilecek bir hastalıktır. Bununla birlikte bazı faktörler hastalığın ortaya çıkma riskini arttırabilir.
Glokom riskini arttıran faktörler şunlardır:
-İlerleyen yaş
-Ailede glokom öyküsü (Gnetik yatkınlık)
-Sigara
-Şeker hastalığı
-Yüksek-Düşük kan basıncı
-Miyopi
-Uzun süreli kortizon tedavisi
-Göz yaralanmaları
-Migren
Bu özelliklere sahip kişilerin glokom yönünden göz muayenelerini yaptırmaları uygun olur.
Glokom iyileşebilir mi?
Glokom tanı konulduktan sonra tamamen iyileştirilip ortadan kaldırılamaz; fakat birçok olguda uygun tedavi ile başarılı olarak kontrol altında tutulabilir, görme kaybının ilerlemesi engellenebilir.
Eğer glokomunuz varsa, hastalığın tedavisi ve izlenmesi hayatınızın geri kalan bölümünde sürekli olarak devam edecektir. Bu nedenle göz doktorunuzun izleme programına düzenli olarak uymanız ve önerien tedaviyi dikkatle uygulamanız çok önemlidir.
Glokom nasıl tedavi edilir?
Açık açılı glokom öncelikle göz içi basıncını düşüren çeşitli ilaçlarla tedavi edilir. Bu ilaçlar genellikle göz damlası şeklindedir. Gerekirse cerrahi ve laser girişimleri de uygulanabilir. Bu tedavilerin amacı hastanın kalan görmesinin korunması olup görmeyi arttırmazlar. Kriz ile ortaya çıkan dar açılı tipinde tedavi çok acildir. Doğuştan glokomda ise tedavi esas olarak cerrahidir. Bazı hastalarda birden fazla cerrahi girişim de gerekebilir.
Göz damlaları ne sıklıkla kullanılmalıdır?
Göz damlalarının her gün kullanılması zorunludur. Önerilen ilaç tedavisine bağlı olarak göz damlasını ya da damlalarını günde bir veya birkaç kez düzenli aralıklarla damlatabilirsiniz. Önemli olan her zaman doktorunuzun önerilerini izlemenizdir.
Her zaman aynı damlaları mı kullanacağım?
Glokomun ilerleyici bir hastalık olması sebebiyle göz doktorunuzun göz damlalarınızı değiştirmek veya tedavinize başka göz damlalarını eklemek zorunda kalabilir. Bu değişikliklerin yapılmasındaki ilk neden göz içi basıncını kontrol altında tutabilmek ve görme alanınızı korumaktır. Ayrıca kullandığınız damlaların ortaya çıkabilecek yan etkileri de bu değişikliklerin yapılmasını gerektirebilir.
Glokom tedavisi sırasında göz damlalarının değiştirilmesine neden olabilecek bazı faktörler şunlardır:
- Etkinlik-Göz damlaları göz içi basıncını yeterli derecede kontrol ediyor mu?
- Medikal yan etkiler-Göz damlalarının kötü yönde etkileyebileceği başka bir hastalığınız var mı?
- Gözde allerjik veya başka reaksiyonlara yol açıyor mu?
- Yaşam tarzını etkileyen yan etkiler-Göz damlaları günlük yaşamınızı etkiliyor mu?
Eğer günlük yaşamınızı sınırlayan yan etkilerle karşılaşırsanız onları doktorunuza bildiriniz.
İzlemem gereken basit kurallar var mı?
Evet
İlacınızı doktoruuzun önerdiği şekilde kullanın! İlacınızı hergün aynı saatte alın! Bu şekilde göz damlanızı hem daha kolay hatırlayabilirsiniz hem de daha etkili olmasını sağlarsınız.
Günlük normal yaşamınızı etkileyen herhangi bir yan etkiyi doktorunuz ile görüşün.
Doktorunuzun programladığı kontrol randevularınıza uyun! Hastalığınız ancak doktorunuzun düzenli kontrolü altında olduğunuz zaman başarılı olarak tedavi edilebilir.
Göz doktorunuzu diğer hastalıklarınız için aldığınız ilaçlar hakkında uyarın! Göz doktorunuzun dışında başka bir doktora muayene olduğunuzda ona sizin glokomunuz olduğunu da bildirin.
Glokom kalıtsal olabileceği için ailenizdeki bütün bireyleri düzenli olarak göz muayenesi olmaları için uyarın!
Periyodik görme alanı muayenelerinizi doktorunuzun önerisiyle yaptırın.
HATIRLAYIN:
Glokom tedavisinde sizin rolünüz çok önemlidir. Glokom kronik bir hastalık olduğundan tedavi ömür boyu sürer ve kararlılık ister. Fakat unutmayın, sizin için çok değerli olan görme yeteneğinizi koruyacak olan bu kararlılıktır.
Üveit nedir ? Üveit atağı nedir ?
Üveitin nedenleri nelerdir ?
Üveitte sorumlu etkenler çoğunlukla bilinmemektedir, bunları "idiyopatik" olarak adlandırıyoruz. Bir grup üveitler ise vücudun diğer bir bölgesindeki spesifik bir hastalığın eşliğinde görülebilir. Bunlar arasında sifiliz, tüberküloz, bruselloz, herpes, ve AIDS gibi enfeksiyöz hastalıklar vardır. Ayrıca kollajen doku ve otoimmün kaynaklı olarak tanımladığımız sistemik hastalıklar eşliğinde de üveit görmekteyiz. Bunlara örnek olarak Behçet hastalığı, sarkoidoz, ankilozan spondilit, ve romatoid artrit verilebilir. Yine bazı tümörlerin eşliğinde de üveit gelişebilir. Bu nedenle üveit gelişen hastaların göz doktorlarınca ayrıntılı tıbbi hikayeleri alınmalı ve ayrıntılı göz muayenesi yapılmalıdır. Sistemik hastalık şüphesi uyandıran hastalara ise altta yatan hastalığın ortaya çıkarılması için ilgili vücut muayenesi ve laboratuar testleri gerekebilir. Üveit atağının belirtileri nelerdir ?
Üveit gözün ön bölgesinde lokalize olduğunda alevlenme dönemlerinde gözde kızarıklık, bulanık görme veya görmede azalma, göz çevresinde ağrı, ışığa karşı hassasiyet ve uçuşmalar şeklinde belirti verir. Alevlenme veya aktivasyon arkada ise belirtiler çoğunlukla bulanık görme ve görme azalması şeklindedir. Alevlenme merkezi bölgede ise ortaya çıkış ani görme azalması şeklindedir ve dokularda hasar oluşturduğundan kalıcı görme kayıpları ortaya çıkar. Merkezi bölgenin dışında meydana gelen alevlenme ve hasarlar görmede bulanıklık ile kendini gösterir ve bunlar her ne kadar sekel bırakarak sonlansa da makula etkilenmediği sürece kalıcı görme kaybı yoktur.
Üveit tedavisinde kullanılan ilaçlar nelerdir ?
İzole, idiyopatik veya sistemik hastalıkların varlığında olan üveitler detaylı olarak değerlendirildikten sonra tedavi programlarına alınır. Örneğin tüberküloz enfeksiyonu nedeni ile üveit gelişen bir hastanın üveit tedavisi ile birlikte tüberküloz enfeksiyonunun tedavisi yapılmalıdır.
Üveit tedavisinde kullanılan başlıca ilaçlar:
I. Kortikosteroidler: İzole ön üveiti olan hastalarda genellikle kortikosteroid içeren damlalar ve bazen merhemler kullanılır. Arka veya panüveiti olan hastalara ise sistemik kortikosteroidler verilir. Sistemik kortikosteroid kullanamayan, tek taraflı tutulumu olan, pars planitli veya hastalığın takibinde makula ödemi gelişen hastalara ise gözün çevresinden kortikosteroid enjeksiyonu uygulanabilecek tedavi modellerinden biridir. Kortikosteroid tedavisi aniden kesilmemelidir ve zaman içerisinde hastalığın ve alevlenmenin şiddeti göz önünde bulundurularak azaltılmalı ve fizyolojik dozda devam edilmelidir. Kortikosteroidler ciddi yan etkileri olan ilaçlardır.
II. Bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar (azatioprin, siklosporin A, siklofosfamid ve interferon gibi): Arka veya panüveiti olan olgularda tutulumun şiddeti ve atakların sıklığına göre bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar tek veya kombine olarak kullanılır. Bu tip hastalarda bu ilaçların sürekli kullanımı programlanan şekilde devam ederken yeni ve özellikle görmeyi tehdit eden alevlenmelerde sistemik kortikosteroidler zaman zaman devreye sokulabilir.
III. Diğer: Ön üveitte kortikosteroid içeren damlaların yanı sıra göz bebeğini genişletici damlalar yapışıklıkları önlemek ve göz çevresindeki ağrıyı azaltmak amacı ile kullanılırlar. Kolşisin ve talidomid zaman zaman kullanılır. Son dönemlerde kullanılan etenercept ve remicate konusunda çalışmalar devam etmektedir.
Bu ilaçların özellikleri ve yan etkileri nelerdir?
Her ilacın bir veya birden çok yan etkisi bulunur. Düzenli kontrole gelen hastalardan istenilen kan tahlilleri ilaçların yan etkilerini kontrol etme şansı verir. Kortikosteroidlerin vücutta yağ dağılımının değişimi, ciltte çatlama ve sindirim, iskelet ve kalp-damar sistemi üzerinde yan etkileri olduğu gibi, gözde de glokom ve katarakt yapma riski vardır. Siklosporin A böbrekler ve kalp-damar sistemi üzerinde, azatioprin ise kemik iliği ve karaciğer üzerinde yan etkilere sahiptir.
Soru: İlaç kullanan hastaların dikkat etmesi gereken hususlar nelerdir ?
Cevap: Hastalara bu ilaçların verilmesi halinde gerekli açıklamalar yapılmalıdır ve yan etkilerin takibi için tahliller istenmelidir. Ayrıca hastalardan beklenilen hekimin önerilerine dikkatle uymaları ve takiplerini düzenli olarak yaptırmalarıdır. Bu arada ilaçların düzensiz kullanımı veya aniden kesilmeleri sonucu üveit atakları gelişebileceğinden bu hususta da titiz davranılmalıdır.
İlaç tedavisinin süresi nedir ?
Tedavide kullanılan ilaçlar, iltihap belirtilerini baskılamasına karşın hastalığı tedavi etmemektedir. Bu nedenle tedavinin iyi planlanması ve hekimin oluşturduğu protokole göre makul bir süre kullanılması gereklidir. Özel bazı üveit tiplerinde tedavisiz dahi takip mümkündür.
Ne gibi durumlarda göz ameliyatı önerilir ?
Üveitli gözlerde zaman içinde hastalığa veya tedavide kullanılan ilaçlara bağlı komplikasyonlar gelişebilir. Katarakt bu komplikasyonlardan biridir ve tedavisi ameliyat ile yapılır. Bazı özel üveit tipleri dışında genellikle göz içine mercek yerleştirilebilir. Yeni damar oluşumları neticesinde meydana gelen ve gerilemeyen vitreus içi kanama, vitreus içinde yoğun iltihabi yanıt neticesinde gelişen yoğunlaşma ve kesiflikleri olan ve ayrıca ilaçla tedaviye yanıt alınamayan kistoid makula ödemli hastalara ise vitrektomi adı verilen ameliyatın uygulanması gerekebilir.
Blefarit ne demektir ?
Blefarit hastalığı, anatomik ve klinik özellikleri açısından ön ve arka blefarit olarak ikiye ayrılır. Ön blefaritte gözkapağının özellikle dış kenarı, kirpik dipleri etkilenir. Ön blefarit, bakterilerin aşırı miktarda çoğalmasına veya derinin yağlı-kepekli olmasına bağlıdır. Arka blefarit ise kapağın göze değen arka kısmını etkiler ve buradaki gözyaşı yağ bezlerinin anormal olmasıyla ilişkilidir.
Vücutta ve gözde başka hastalıklarla birlikte olabilir mi?
Blefaritli hastalarda akne rosasea ve seboreik dermatit gibi cilt hastalıkları sık olarak görülür. Bu hastalıklardan ilki, yüz derisinde kızarıklık ve kabalaşma, diğeri ise ciltte aşırı yağlanma ve saç kepeklenmesi gibi belirtilerle kendini gösterir.
Blefaritli hastalarda konjonktivit, kuru göz, kirpik batması gibi diğer göz hastalıkları da sıktır.
Blefaritin nedeni nedir ?
Blefaritin gelişmesinde gözkapağında normalde de bulunan bazı bakterilerin aşırı miktarda çoğalması önemli bir rol oynar. Bu bakterilerin artıkları, toksinleri iltihabi belirtilere neden olur. Cildin yağlı olması ve gözkapağındaki yağ bezlerinin anormal olması, bakterilerin çoğalmasını kolaylaştırır. Çeşitli virüsler, allerjik etkenler, ilaçlar, sigara dumanı, kimyasal maddeler de blefarite yolaçabilir.
Blefaritin belirtileri nelerdir ?
Blefarit her iki gözde batma, yanma hissi, kızarıklık, sulanma, kaşıntı, çapaklanma gibi yakınmalara neden olabilir. Gözkapaklarında kızarma, şişlik, kirpiklerde düzensizlik, yapışıklık ve dökülme meydana gelebilir. Blefarit tanısı göz muayenesi ile konur.
Blefarit başka sorunlara yolaçabilir mi ?
Blefarit, gözkapağı bezlerinde tekrarlayan, akut iltihaplara (arpacık) ve sert şişkinliklere (şalazyon) zemin oluşturabilir. Özellikle yaşlılarda kirpiklerde içe dönmesi, göze batması ve dökülme gibi sorunlar gelişebilir.
Blefarit gözün görme işlevini etkilemez. Çok nadiren gözün kornea tabakasında iltihaba ve görme sorunlarına neden olabilir.
Göziçi ameliyat geçirecek hastalarda, ameliyattan sonra enfeksiyon gelişmesi riskini arttırabilir.
Blefaritin Tedavisi Nasıldır ?
Gözkapağı kenarlarının düzenli temizlenmesi ve bakımı tedavinin temelidir. Hastalar gözkapağı bakımını uzun süre uygulamalıdır.
Bu bakımda önce gözkapağı kenarına, yakmayacak biçimde, sıcak pansuman uygulanır. Böylece birikmiş ve sertleşmiş olan yağlı maddeler, kabuklar yumuşar. Daha sonra ıslak bir gazlı bez ya da kulak pamuğuyla gözkapağı kenarına sürtülür, kirpik dipleri ve çevresindeki birikintiler temizlenir. Son aşamada gözkapağı kenarına antibiyotikli-steroidli ilaçlar uygulanır. Gözkapağı temizliği için göz doktorunuz hazır karışımları veya bebek şampuanlarını kullanmanızı tavsiye edebilir. Bu tedaviye bazı hastalarda yapay gözyaşı damlalar da eklenir.
Bazı hastalara 1-2 ay süreyle ağızdan antibiyotikli ilaç kullanması önerilir.
Nöro-oftalmoloji (Göz Nörolojisi) bilimi hangi konular ile ilgilenir?
Elektrik de su da olmazsa bir organ çalışamaz.
Göz için de durum aynıdır, sinirleri ve damarları tam çalışmayan bir gözde çeşitli sorunlar olabilir. Gözün iç yapısı beyinle akrabadır. Bu nedenle beyinde olan veya sinirleri etkileyen birçok hastalık gözü de etkileyebilir. Bu sayede göze bakarak teşhis edilebilir. Bir çeşit göz felci de denebilecek bu hastalıklar vücutta oluşabilecek bir felcin ön habercisi olabilir. Erken teşhis ve tedavi ile vücut felci engellenebilir. Benzer şekilde vücudun tümünü etkiyelen bazı kas ve hormon hastalıkları da gözde belirti verebilir ve bu sayede erkenden teşhis ve tedavi edilebilir.
Bu belirtiler ve özellikle önemli olabilecek nedenleri başlıca şunlardır:
- Gelip geçici görme kaybı: Saniyeler veya dakikalar süren tek veya çift gözde perde inmesi, kararma veya beneklenme şeklinde görme kaybı göze veye beynin görme merkezine giden damarlardan birinde geçici daralma veya tıkanma belirtisi olabilir. Acilen göz ve kalp doktorunun görmesi gereklidir. Gençlerde kalp kapakçıklarında, ileir yaşlarda boyundaki şah damarı ya da kalp damarlarındaki sorunlara bağlı olabilir. Tedavi edilmemesi damarda tam tıkanıklığa ve dolayısıyla görmede kalıcı kayba yol açabilir. Uzun süren ışıklanmalarla başlayan geçici görme kayıpları ise migrene bağlı olabilir.
- Ani görme kaybı: Göze veye beynin görme merkezine giden damarlardan birinde daralma veya tıkanma belirtisi olabilir. Birkaç saat içinde göz doktorunun görmesi gerekir. Bazen de damarlarda değil göz sinirlerinde iletim bozukluğu yapan hastalıklara bağlı olabilir. Hasta hastalığının nedenini bilemiyeceği için, ister tek gözde ister iki gözde ani görme kaybı olduğunda acilen göz doktoruna muayene olmak gereklidir. Geçmesini beklemek geçmemesine yol açabilir.
- Yavaş ilerleyen görme kaybı: Genellikle katarakt, glokom, sarı nokta hastalığı gibi göz içi nedenlere bağlı olan yavaş ilerleyen görme kaybı nadiren de olsa beyinde göz sinirine baskı yapan yaşamı tehdit edebilecek bir nedene bağlı olabilir. İhmal edilmeden göz hekimine başvurulmalı ve nedeni mutlaka bulunmalıdır.
- Çift görme: Kasları çalıştıran sinirlerde veya kaslarda olan bir soruna bağlı olarak gözleri hareket ettiren kaslarda dengesiz bir çalışma olduğu takdirde gözler birbirine paralel bir durumda olamaz ve her iki göz farklı mesajları beyine gönderince çift görme olur. Olabildiğince çabuk göz doktoruna muayene olunarak, nedenin ne oldupunun anlaşılması gerekir. Sinirlerde olan sorunlar eğer beyin kaynaklı ise nörolojik hastalıklar araştırılmalı ve tedavi edilmelidir. Eğer damar kaynaklı ise yine beyindeki durum ve kalpteki nedenler incelenmeli ve tedavi edilmelidir. Tedavi, eğer vücuttaki diğer kasları etkileyebilen bir kas hastalığı sözkonusu ise nöroloji ile eğer hormon hastalıklarına bağlı olarak göz kaslarında bir sorun olmuşsa endokrin doktorları ile birlikte planlanmalıdır.
- Göz kapağında açılma veya düşme: Göz kapaklarını çalıştıran sinirlerde veya kaslarda olan bir soruna bağlı olarak gözleri hareket ettiren kaslarda dengesiz bir çalışma olduğu takdirde göz kapaklarından birinde veya her ikisinde düşme veya açılma olabilir. Açılma daha çok guatr hastalığında görülürken, düşme kas hastalıklarına veya beyin damarlarında genişlemeye bağlı olarak ortaya çıkabilir. Beyin damarlarında genişleme haytaı tekdit eden bir durum olduğu için özellikle kapakların birinde düşme olduğunda ve hele o gözde gözbebeğinde büyüme olduğunda acilen hekime başvurulmalıdır.
- Göz bebeklerinde eşitsizlik: Göz bebeklerinin büyüklüğü arasında fark olması aslında doğal bir durumdur. Ama bu fark büyük olduğunda veya aydınlık ya da karanlık ortamlarda fark açıldığında yine boyun veya beyin damarlarla ilgili önemli bir sorunu veya önemli bir akciğer hastalığını işaret ediyor olabilir. Zaman geçirmeden göz hekimine başvurulması hayat kurtarıcı olabilir.
- Yüzde kasılmalar: İki gözde veya yüzün bir yarısında olabilen kasılmalar eski bir yüz felcine bağlı olabileceği gibi, beyinde kalınlaşmış bir damarın sinire zaman zaman baskı yapmasına bağlı olabilir. Bazen de önemli bir nedeni olmayan ama sosyal yaşamda sıkıntı doğuran bu rahatsızlıkların tedavisi mümkündür.
- Kaza ve darbeler: Göz kapaklarının kas veya sinirleri, göz kaslarının kendileri veya sinirleri ile göz siniri yaralanabilir. Erken dönemde kişinin farkedebileceği belirti vermeyebilen kaza ve darbelerin ancak göz doktorunun muayenesi ile erken teşhis ve tedavisi sağlanabilir.
Bütün bu bilgilerden anlaşılacağı üzere Nöro-oftalmoloji ya da göz nörolojisi alanı bir hastalığın teşhisinde bazen rehber, bazen trafik polisi, bazen gözün vücutla ilişkisinde dış ilişkiler uzmanı olarak görev yapar ve çoğu zaman hayat veya görme kurtarıcı rol oynar
Gelip geçici görme kaybı önemli bir hastalığın bulgusu olabilir mi?
Ani görme kaybı nedendir?
Yavaş ilerleyen görme kaybı nedeni ne olabilir?
Çift görme nedenleri nelerdir?
öz bebeklerindeki büyüklük farkı önemli midir?
Göz Yaralanmalarında Yaklaşım
Yaralanmalı gözde zamanında ve yeterli tedavi uygulanmadığında körlük gelişebilir. Yaralanmalı gözde gelişen görme kaybı ve çevre yapılarını ilgilendiren estetik sorunlar tazminat ve ceza hukuku kapsamında yaptırımlar gerektirir.
Göz yaralanmaları gözün dış katmanları ile sınırlı göz dışı yaralanmalar şeklinde görülebileceği gibi göz içi yaralanmalar şeklinde gerçekleşebilir. Yaralanmalı gözde ilk yardım yaralanmanın bulunduğu ortam koşuları ve yaralanmanın ciddiyeti dikkate alınarak gerçekleştirilmelidir. Ağır vücut travmasını da içeren yaralanmalarda, öncelikle yaşamsal destek verilmeli ve sonrasında göz dışı yapılar ve göz bebeği (pupilla) kuvvetli bir aydınlatma altında dikkatle izlenmelidir. Yaralanma bir gözde ise diğer gözdekinden olan farlılıkları; iki gözde ise gözlerin görünümleri ve görmeleri arasındaki farklılıklar dikkate alınmalıdır. Göz yaralamalarında yaralanmaya neden olan cismin tanımlanması çok önemlidir. Özellikle sönmemiş kireç vb alkali yanıklar gözün dış görme tabakasında (kornea) kalıcı nedbe oluşturarak önemli görme kaybı ile sonuçlanabilirler. Bu nedenle, böyle bir temasın gerçekleştiği bilindiğinde hiç zaman geçirmeden olanaklar çerçevesinde göz dışından yabancı cisim parçacıkları uzaklaştırılmalı, ısrarla gözkapakları aralanarak yıkanmalı, bu maksatla göz dışı anestezik damla (Benoxinate®, Alcaine®) uygulaması ile ilk yarım saatte göz yıkanması işlemi sağlanarak mutlaka göz hekimi kontrolü yaptırılmalıdır. Sanayi hizmetlerinde daha sık karşılaşılan ve “göze çapak kaçması” olarak tanımlanan yüzeysel göz yaralanmalarında çoğunlukla yabancı cisim göz dışında izlenebilir. Bununla birlikte, bu yabancı cismin göz içine uzanabileceği, başka bir yabancı cismin göz içine geçmiş olabileceği, göz dışı ve göz içinde iltihap geliştirerek körlüğe yol açabileceği akılda tutulmalıdır. Bu durum, yabancı cisim kolaylıkla dışarı alınabildiği koşullarda bile göz hekimi muayenesini gerektirir; zira çok küçük yabancı cisimler göz içinde çok büyük hasar oluşturabilirler, üstelik bunların göz içine giriş yerleri bazen dışardan da görülemez. Kayak ve kaynak yaparken de izlenebildiği gibi morötesi ve kızılötesi ışınlar göz dışı tabakalarında ve bazen gözün sarı noktasında (maküla) sıklıkla geçici, bazen kalıcı hasarlar ve görme kayıpları oluşturabilirler. Bu durum özellikle güneş tutulmalarında kızılötesi ışınların oluşturdukları görme kayıplarında izlenebilmektedir. Bu maksatla uygun filtreler içeren gözlüklerin kullanımı şarttır. Yaralanmalı gözde yanma, batma hissi, kızarıklık, çapaklanma görünümü görme azalması ile birlikte ise acilen; görme azalması olmasa bile en yakın zamanda (tercihan ilk 72 saat) göz hekimi kontrolünü gerektirir. Gözde kesi oluşturan veya göze giren yabancı cismin kirli olduğu bilindiğinde en kısa zamanda tetanos profilaksisi dahil oral yada damar yoluyla verilecek antibiyotik ve kortizon uygulamalarına gereksinim vardır. Göz içinde metalik yapıda yabancı cisimden şüphelenildiğinde asla magnetik rezonans inceleme (MRI) yaptırılmamalıdır. Kesi hattının derinliği ve kahverengi görünümdeki göz içi dokuların dışardan izlenebildiği açık yaralanmalı göze asla göz pomadı dahil herhangi bir merhem sürülmemelidir. Bu durumda göz, kuru, mümkünse steril ve koruyucu bir kapama ile kapatılarak en kısa yoldan hasta göz hekimine ulaştırılmalıdır. Göz dokularını ilgilendiren her türlü kesinin tamirinin göz hastalıkları hekimi tarafından yapılmasına özen gösterilmelidir. Künt cisimlerle (yumruk dahil) olan yaralanmalar dahil her türlü göz içi yaralanmada geç dönemde körlük oluşturabilecek komplikasyonlar (örneğin glokom, retina dekolmanı) gelişebileceği göz önüne alınarak en az 6 ay süreyle göz hekimi kontrolüne devam edilmelidir. Ayrıca, göz içi yaralanmalarının çok düşük olasılıkta olsa bile eken yada geç dönemde (yıllar) yaralanmalı göz yanı sıra sağlam gözünde iltihaplanmasına, yani “sempatik oftalmi” ile herki gözün kaybına varabilen durumlar geliştirebileceği unutulmamalıdır.
Yılbaşı ve bayramda patlayıcı maddelerden uzak durun
Her yıl yılbaşı ve bayrama denk gelen bu günlerde, çeşitli patlayıcı maddeler eğlence amacıyla kullanılmaktadır. Öte yandan bu patlayıcıların dikkatsiz kullanımı sonucu ağır göz yaralanmaları, kalıcı işitme kayıpları ve ağır el yanıkları oluşmaktadır. Çoğunluğu çocuk olan bu yaralıların, daha yaşamlarının başında görme veya işitme özürlü hale gelip sakat kalmaları, kem kendileri, hem de aileleri için bir acı kaynağı olmaktadır. Her yıl olduğu gibi 2007 yılına girerken de derneğimiz, aşağıdaki çok önemli uyarıları anne ve babalara, halkımıza duyurmaktadır. Çünkü hekimlerin ilk görevi hastaların acılarını dindirmektir. Bir önemli görevi de olası acı verebilecek durumlara karşı önleyici uyarıları ve hatırlatmaları zamanında yapmaktır. Aşağıda bildirilen koruyucu önlemlerin uygulanmasında hekimlerin yanında, anne ve babalara, okullarda öğretmenlere ve yazılı ve sözlü basın ve yayın organlarına görev düşmektedir.
- 1- Körlüğe kadar götüren en kötü yaralanmalar, fişek, maytap, torpil, raket gibi patlayıcı maddelerle olmaktadır. Bu tür fişekleri kullanırken alacağınız önlemler:
Kapalı yerlerde kullanmayınız. Duvarlara çarpan fişekler geri gelerek gözü yaralar. Ayrıca oluşan zehirli gazlar solunum zorluğuna ve zehirlenmelere neden olur. Bu tür fişekleri yalnızca açık alanlarda kullanınız.
Patlayıcı fişekleri, torpilleri cam şişelerin içine koymayınız. Kırılan camlar saçma gibi yüzde ve gözde ağır yaralanmalara neden olur.
Kısa fitilli (Bozuk) fişek ve maytapları kullanmayanız. Daha elden atmaya fırsat vermeden patlama olacağı için ağır el ve yüz yanıkları, göz yaralanmaları oluşmaktadır.
- 2- En çok ve ağır göz yaralanmalarının görüldüğü gün 1.Ocak ve bayramın ikinci günüdür günüdür. 31 Aralık akşamı tam patlamayan fişek ve torpilleri arayan çocuklar, aslında ateşle oynamaktadırlar. Kısa fitilli ve fitili kopmuş bu fişekleri patlatmak için eline alan ve ateş yakan çocuk patlayıcıyı bu sırada yüze ve göze çok yakın tutmaktadır ve yaktıktan sonra da fırlatacak zamanı olmamaktadır. Böylece çok ağır el ve yüz yanıkları, körlüğe kadar götüren göz yaralanmaları (kimyasal yanıklar, göz içi kanamaları)olmaktadır.
Bu nedenle bu tür fişekleri kullanmadan önce kullanma kılavuzunu mutlaka okuyunuz. Yazılanları harfiyen uygulayınız. Anne ve babalar: Havai fişikler birer oyuncak değildir. Çocuklarınızın eline bu fişekleri vermeden önce onlara iyice bilgi veriniz. Olası tehlikelere karşı uyarınız. Dükkan sahipleri: Bu tür patlayıcıları çocuklara satmayınız. Satın alanlara da kullanma kılavuzunu okumalarını bir kez daha hatırlatınız.
3- Diğer bir ağır göz yaralanması çeşidi de, gazlı içecekler, köpüklü şarap veya şampanya şişesini açarken aniden büyük bir güçle fırlayan mantarın veya tıpanın göze çarpması ile oluşan göz yaralanmalarıdır. Gözde ağır kanamalar, göz bebeğinin yuvarlıklığını kaybetmesi, göz merceğinin yerinden oynaması, ağ tabakanın yırtılması gibi ağır kalıcı hasarlar oluşur.
Önlem: Bu tür şişeleri açarken şişenin ucunu odada hiç kimsenin olmadığı bir yöne eğik olarak çeviriniz veya şişenin tıpasını açarken üstününe bir havlu koyunuz ki tıpa fırlamasın. Şişenin ucunu kesinlikle şaka olsun diye arkadaşlarınıza doğru çevirmeyiniz veya kendi gözünüze doğru tutmayanız. Şişenin ucunu yakın bir duvara çevirmeyiniz. Duvardan çarpan tıpa geriye dönerek göze gelebilir.
4- Diğer sıkça görülen ve uzun süren rahatsızlıklara neden olan bir yaralanma çeşidi de çam ağaçlarının iğne yapraklarının göze değmesi, çarpması ile oluşur. Çam ağacını taşırken, yerleştirirken veya yanından geçerken, oynarken gerilen dalın boşalması ile yüze ve göze çarpma olmaktadır. İğne gibi olan çam yaprakları da bu sırada gözün saydam tabakasını çizer. Ayrıca yaprağın içindeki reçine türü kimyasal maddeler de göze değeceği için, uzun süre iyileşmeyen sık tekrarlayan sıyrıklar(erozyonlar) oluşur.
Çam ağacının yanında oyun oynamayınız.
5- Önemli bir yaralanma işitme organında gerçekleşir. Patlayıcıların çeşidine göre 2 metre uzaklıkta 190 dB şiddetine kadar ulaşan çok kısa süreli(Saniyenin 1/4'ü kadar) ses dalgaları oluşmaktadır. Bu kadar şiddetli ses dalgaları çok kısa sürdüğü için çevredekiler tarafından tehlikesizmiş gibi algılanmakta, ayrıca yılbaşının eğlence ortamında önlem almak gereği düşünülmediği için tekrar tekrar yeni torpiller patlatılmaktadır. Fakat bu şiddetli ses dalgaları kulak zarını kolaylıkla patlatabilir, iç kulağa çarparak işitme sinirine zarar verebilir ve hiç geçmeyen kalıcı çınlamalara, daha kötüsü sağırlığa neden olabilirler.
Önlem: Patlayıcı patlarken en az 5 metre veya daha uzağında durun. Daha iyisi kulaklarınızı patlama sırasında kapatın.
Eğer bütün bu önlemlere ve dikkatinize rağmen elde bir yanık, gözde bir yaralanma olmuşsa, kulakta işitme kaybı varsa veya çınlama duyuyorsanız, sabahı beklemeden hemen bir nöbetçi hekime muayeneye gidiniz.
Türk Oftalmoloji Derneği
Tek gözde ani kırmızı kan oturması tehlikeli mi?
Göze yabancı cisim kaçtığında ne yapmalıyız?
Kaynak yaparken göz yaralanmaları
Gözde kimyasal yanık olduğunda (kimyevi maddelerin göze kaçması) ne yapalım?
Halk arasında “Japon yapıştırıcı” olarak bilinen siyanoakrilat yapıştırıcıların göze kaçması durumunda kurumasına fırsat vermeden antibiyotikli göz pomadı bol bir şekilde sürülüp acilen göz hekimine müracaat edilmesi gerekir.
Göze yumrukla vurulması gibi künt travmalar ne tür problemlere yol açabilir?
Şiddetli künt travmalar göz duvarının yırtılması (rüptür) ile sonuçlanabilir, bu durumda acil cerrahi müdahale gerekir.
Künt darbeler gözün ağ tabakasında (retina) da problemlere yol açabilirler, bu tabakada olaşabilecek yırtıklara bağlı gelişen retina ayrılması (dekolman) acil olarak tedavi edilmediği takdirde kalıcı görme kayıpları ile sonuçlanabilir. Künt darbeler sonucu retina tabakasının en hassas olan ve ışınların odaklandığı bölgesi olan sarı nokta (maküla) bölgesinde şişme sonucu görme kayıpları da gelişebilir. İlk anda farkına varılmasa da aylar veya yıllar sonra travmanın geç etkileri olan katarakt, göz tansiyonu ve retina ayrılması gibi durumlarla da karşılaşılabilir o yüzden travma olgularında uzun süreli takip de önemlidir.
Delici göz yaralanmalarında ne yapmalısınız?
Delici göz yaralanmaları bıçak, makas gibi keskin cisimlerle veya yüksek hızlı küçük metallerle (örn. saçma, demir parçası) oluşabilir. Ülkemizde sık görülen trafik kazalarında cam parçaları da delici yaralara sebep olabilmektedir, emniyet kemerinin takılması bu tür yaralanmaları azaltıcı rol oynadığı da bilinmektedir. Delici bir yaralanma durumunda göz duvarının bütünlüğünün bozulması söz konusudur ve acilen cerrahi müdahele gerektirir. Yaralanmanın şekline ve olgunun aşı durumuna göre tetanoz aşısı yapılması de gerekebilir.
Delici yaralanma geçirmiş bir göze bası uygulanmaması gerekir, hastanın göz kapaklarını güç kullanarak açmaya çalışmak basıyı arttırabilir ve göziçi dokuların yaradan fıtıklaşmasına neden olabilir.
Birçok göz yaralanmasının çalışırken veya spor yaparken koruyucu gözlüklerin kullanılması ile önlenebileceği unutulmamalıdır.
Yaralı göz ovuşturulmamalı, batan bir cisim var ise çıkarılmaya çalışılmamalı, eski göz merhemleri ve damlaları kullanılmamalı, aspirin ve diğer antiinflamatuvar ilaçlar kanamayı artırabileceği için alınmamalıdır.
Az görme nedir?
Az görmenin rehabilitasyonu
1. Optik dışı yöntem: Büyük rakamlı saatler, telefonlar ve özel olarak basılmış kağıt paralar ile az gören kişi daha rahat bir şekilde görebilir.
2. Optik metodlar: Buradaki en önemli prensip büyütmedir (magnifikasyon). Bu cihazlara "az görmeye yardımcı cihazlar" denir. Bu aletlerle görüntü büyütülerek ağ tabakanın sağlam alanlarına düşürülür ve böylece kişi daha net görür. Bunun için;
a. Büyüteçler
b. Gözlüğe takılabilen yüksek numaralı büyütücü camlar ve teleskoplar
c. Elektronik- kapalı devre televizyon sistemlerinden faydalanabilinir.
Özellikle büyütücü gözlüklerle okurken yazıyı odaklamak için okunacak şeyi göze oldukça yakında tutmak gerekir. Yazıyı göze yakın tutmanın veya televizyona yakından bakmanın az gören kişilere herhangi bir zararı yoktur. Bu seçeneklerden kişi için en uygunu detaylı az görme muayenesi sonucu belirlenir. Ancak seçilen yöntemin başarısı için hastanın motivasyonu şarttır.
Gözde kanser olur mu?
Göz Hastalıklarının göz ve çevre dokulardan köken alan veya bu bölgeye metastaz yapan tümörleriyle ilgilenen bilim dalı ‘Oküler Onkoloji’ olarak adlandırılmaktadır. Oküler Onkoloji, bir üst bilim dalı olarak, göz ve etrafındaki tümörlerin diğer göz hastalıklarıyla ayırıcı tanısını sağlamayı, bu tedavi sürecinde gözün ve görmenin mümkün olduğunca korunmasını, yaşam süresini uzatmayı ve tedavi sonucunda estetik görünümün korunarak iyi bir yaşam kalitesi sunmayı amaçlar. Bu konunun uzmanları genellikle eğitim veren devlet hastaneleri ve tam donanımlı üniversite hastanelerinde görev yapmaktadır.
Gözde kanser olur mu?
Göz Hastalıklarının göz ve çevre dokulardan köken alan veya bu bölgeye metastaz yapan tümörleriyle ilgilenen bilim dalı ‘Oküler Onkoloji’ olarak adlandırılmaktadır. Oküler Onkoloji, bir üst bilim dalı olarak, göz ve etrafındaki tümörlerin diğer göz hastalıklarıyla ayırıcı tanısını sağlamayı, bu tedavi sürecinde gözün ve görmenin mümkün olduğunca korunmasını, yaşam süresini uzatmayı ve tedavi sonucunda estetik görünümün korunarak iyi bir yaşam kalitesi sunmayı amaçlar. Bu konunun uzmanları genellikle eğitim veren devlet hastaneleri ve tam donanımlı üniversite hastanelerinde görev yapmaktadır.
Göz Tümörlerinde Yaklaşım
Göz Tümörleri Nerede Bulunur?
Retinoblastom nedir?
Retinoblastomu olan çocukta saptanan bulgulardan en önemlisi göz bebeğine ışık tutulduğunda beyaz bir yansımanın alınmasıdır. Bu durum çeşitli nedenlerle çekilen fotoğraflarda da görülebilir. Normal bir çocukta fotoğrafta gözlerden kırmızı-pembe bir renk gelir. Her iki gözün eşit olmaması veya beyaz yansıma çok önemlidir ve acilen göz hekimine danışılmalıdır. Bunun yanında, çocukluk çağında gözlerde kayma (şaşılık), katarakt, glokom ve görme azlığı gibi şikayetler varsa altta yatan sebep retinoblastom olabilir. Bu nedenle göz muayenesi ve oküler onkoloji uzmanına danışma ihmal edilmemelidir.
Geçmişte retinoblastom tedavisi sadece gözün alınmasıyla sonuçlanırken son yıllarda önemli aşamalar kaydedilmiştir. Geliştirilen kemoterapi (ilaçla tedavi) protokolleri, gözü kurtarma ve diğer tedavi yöntemlerinin uygulanmasına imkan verecek şekilde tümörde küçülme (kemoredüksiyon) oluşturarak başarıda önemli rol oynamıştır. Kemoredüksiyon adlı yöntem ile tümör küçüldükten sonra radyoterapi (plak tedavisi veya dışardan verilebilen ışın tedavisi), kriyoterapi (dondurma tedavisi) ve lazer tedavisi gibi yöntemlerin başarı şansı artmaktadır. Bu çocukların 7 yaşına kadar çok sık aralıklarla kontrol edilmesi gereği vardır.
Tedavide bilinmesi gereken bir diğer nokta, bu çocukların hayatın ileri evrelerinde ikinci bir kötü huylu tümörle karşılaşma riskinin normal çocuklara göre çok daha fazla olmasıdır.
Tedavide geç kalındıysa gözün alınması kaçınılmaz olabilecektir; bunun yanında gecikmiş olgularda yaşamsal risk de artmaktadır.
Ailesel retinoblastom öyküsü varsa veya 2. bir çocuk düşünülüyorsa anne-baba yeni çocuk sahibi olmadan önce mutlaka genetik danışmanlık almalıdır.
Melanom nedir?
Gözünün beyaz kısmında (sklera) siyah lekeler veya cildinde çok sayıda nevüs (ben) bulunan kişiler düzenli olarak göz dibi muayenesi yaptırmalıdır.
Bir diğer durum göze rengini veren iris dokusunda meydana gelebilecek renk değişiklikleri ve kalınlaşmalardır. Zaman içinde büyüme gösteren bu tür bir leke için mutlaka göz hekimine danışılmalıdır.
Erken evrelerde kitle küçük ise tedavide lazer yöntemleri başarılı olabilmektedir. Daha ileri dönemlerde tedavide, tümörün yerleşimine göre, radyoterapi, plak tedavisi, cerrahi yöntemler kullanılabilir. Gecikmiş ve ilerlemiş olgularda ise gözün alınması gerekmektedir. Erken tanı ve uygun tedaviler ile gözün ve faydalı bir görmenin korunması mümkün olmakta ve hastaların yaşam kalitesi korunabilmektedir.
Tedavideki tüm gelişmelere ve başarılara rağmen uvea melanomu vücuda yayılma eğilimi gösteren bir kanser türüdür. Gelecekte metastaz riski taşıyıp taşımadığını öğrenmek isteyen hastalara tümör dokusundan örnek alınarak monozomi 3 adı verilen genetik sorun araştırması yapmak mümkündür.
Kapak Tümörleri nelerdir ve tedavisi nasıldır?
Bu bölgede en sık bazal hücreli karsinom ve yassı hücreli karsinom adı verilen kötü huylu kitleler görülmektedir. Kapak cildinde geçmeyen ve kapanmayan yara, şekil bozukluğu, ülser, kanamalı bölgeler, sivilce gibi kabarıklıklar, renk değişiklikleri şüphe uyandırmalıdır.
Göz kapağı anatomik yönden özellikli bir bölge olduğu için bu bölgedeki tümör cerrahisinin ve estetik düzeltmenin bir oküler onkoloji uzmanı tarafından yapılmasında fayda vardır. Uygun tedavi yapılırsa gerek tedavi gerekse estetik görünüm yönünden tatminkar sonuçlar almak mümkündür.
Orbita Tümörleri nelerdir?
Erişkinlerde genellikle damarsal kitleler (kavernöz hemanjiyom) gözlenebilir. Bunlar uzun süreler içinde gelişir, gözün dışarı çıkması, görmede azalma dikkat çekebilir. Bu tip kitleler cerrahi olarak çıkarılmaktadır.
Erişkinlerde ani başlangıçlı ağrı, hareket kısıtlılığı, görme sorunları kapaklarda şişlikler yalancı tümör adı verilen iltahabi bir sorunu da işaret edebilir.
Tiroid bezi sorunları göze de yansıyarak göz çevresinde şişme, gözün dışa çıkması, ve hareket sorunlarına yol açabilir.
Metastatik Tümörler nelerdir?
Sürücü Belgesi Muayenelerinde Göz Muayenesi Hangi Esaslara Göre Yapılır?
MADDE 5 – (1) Göz muayenesi açısından sürücü belgeleri aşağıda belirtildiği şekilde iki gruba ayrılır;
a) Birinci grup: A1, A2, B, F, H.
b) İkinci grup : C, D, E, G.
(2) Görme derecesi, iki gözü olanlarda;
a) Birinci grup sürücülerde düzeltmeli veya düzeltmesiz olarak bir gözün görmesi 2/10 dan aşağı olmamak şartıyla her iki gözün görme derecesi toplamı 10/20 olmalıdır.
b) İkinci grup sürücülerde düzeltmeli veya düzeltmesiz olarak bir gözün görmesi 6/10 dan aşağı olmamak şartıyla her iki gözün görme derecesi toplamı 14/20 olmalıdır.
c)10/10 görme: gözlük veya kontakt lensle iyi aydınlık ortamda araçlarından 20 metre mesafeden 79 mm yükseklik x 50 mm genişlikteki şekil veya bir yazıyı okumalarını gerektirir.
ç) Monoküler sürücülerde görme gücü gören gözde 10/10 olmalıdır.
d) Gözlerin her ikisi birden kullanılıyor ise;
1) Her iki gözde görme gücü toplamları 10 / 20 den daha az olan ve her iki gözün görme derecesi ayrı ayrı en az 0.5 olmayan (sağ göz 0.5 ve sol göz 0.5) sürücü belgesi alamaz.
(3) Görme Düzeltmesi;
a) Gözlükle düzeltme kabul edilir. Ancak araç kullanırken sürücü gözlüğünü takmak zorundadır.
b) Kontakt lens ile düzeltme kabul edilir. Ancak araç kullanırken kontakt lenslerin takılması zorunludur.
(4) Görme alanı;
a) Santral 20 derece içerisinde skotom olmamalıdır. Her iki gözde santral skotom olanlar, hiçbir sınıf sürücü belgesi alamaz. Tek gözde santral skotom olanlar ve bu maddenin ikinci fıkrasının (ç) bendindeki görme derecesine sahip olanlar monoküler sürücü belgesi alabilir.
b) Periferik görme alanı; yatay düzlemde her iki gözde ayrı ayrı görme alanı 120 dereceden daha az olamaz. 120 dereceden daha az görme alanına sahip olanlar sürücü belgesi alamaz. İki gözden herhangi birinde 120 dereceden az görme alanı olanlara monoküler sürücü belgesi verilir.
c) Periferik görme alanı kayıpları; yatay düzlemde uzanan 3 veya daha fazla kayıp kümesi ya da herhangi bir uzunlukta ancak tek nokta genişliğinde, başkaca kayıp alana dokunmayan, yatay hattı kesen ya da yatay hatta dokunan, dik uzanımlı görme alanı kayıplarıdır.
ç) Kabul edilmeyen santral görme kayıpları;
1) Santral 20 dereceye kadar olan alanda küme şeklinde veya tek nokta tarzında kayıp olmamalıdır.
2) Hemianopsi ya da kadranopsi uzantısı olan santral görme alanı kayıplarından, gece körlüğü, glokom, retinapati gibi organik ve ilerleyici tabiatta olan hastalıklarda görme alanı defektlerinde normal binoküler görme alanı şartı aranır. (Bu maddenin dördüncü fıkrasının (a) bendi uygulanır.) Homonium ya da bitemporal defektler-hemianopik ya da kadranopik defektler sürüş için güvenli kabul edilmez ve bu şahıslar sürücü olamaz.
(5) Derinlik duyusu; iki gözü olanlarda normal olmalıdır. Monoküler olanlarda en az üzerinden bir yıl geçmiş olmalıdır.
(6) Gece körlüğü olanlar gün doğumundan bir saat önce, gün batımından bir saat sonra araç kullanabilirler.
(7) Renk körlüğü olanlar, herhangi bir koşul aranmadan sürücü olabilir.
(8) Pitozis-Hemipitozis;
a) Görme derecesi ne olursa olsun iki gözünde tam pitozisi olanlara sürücü belgesi verilmez. Tek taraflı pitozisi olup pupili kapalı kişiler monoküler gibi işlem görür.
b) Monoküler veya binoküler kişilerde, ameliyatla düzeltilmiş veya ameliyatsız olarak hemipitozisi olanlarda, üst kapak kenarı primer pozisyonda iken pupillanın üst kenarına kadar iniyor, fakat pupilla alanını engellemiyorsa ve görme dereceleri ikinci maddeye uygun ise sürücü belgesi verilir.
(9) Diplopi ve paralitik şaşılığı olanlara görme dereceleri ne olursa olsun sürücü belgesi verilmez. (monokülerler dahil) Diplopi tanısı konulduğu anda sürücünün sürücü belgesine el konulur.
a) Grup 1 için; özellikli gözlükler veya kapama ile diplopi kontrol edilebiliyor ve sürücü sürme işlemi sırasında bunlara dikkat edebiliyorsa, 9 ay sonra kapama için monokülarite kriterine uymak koşulu ile ilgili merkez görüşü alınarak sürmeye devam edebilir.
b) Grup 1 ve Grup 2 sürücü belgeleri için; tıbbi destek alınarak iyi bir fonksiyonel adaptasyon ve rehabilitasyon sağlanmış ise, durağan olan 9 aylık ya da daha fazla süreli diplopide, bu sürenin sonunda sürüşe izin verilebilir.
c) Grup 2 sürücü belgesi için; diplopi geçmiyor veya rehabilite edilemiyor ise sürüş izni verilmez. Bir gözün kapatılarak araç kullanılması bu grup için söz konusu olamaz.
(10) Şaşılığı mevcut olup da binoküler görmesi olan ve görme dereceleri bu maddenin ikinci fıkrasındaki şartlara uygun olanlara sürücü belgesi verilebilir.
(11) Blefarospazm;
a) Hafif (1 dakikada 5 kez oluşan ) olduğu durumlarda tıbbi görüş doğrultusunda sürüşe devam edilebilir. Tek veya iki taraflı olduğu belirtilerek ilgili madde uygulanır.
b) Orta derecede (1 dakikada 5-10 kez oluşan) ise, rehabilite edilemeyen diplopi gibi ilave durumlar olmadıkça, botilinum toksini kullanımı ile kontrolü kabul edilir.
c) Ciddi (1 dakikada 10’dan fazla oluşan) blefarospazmda ara ara tedavi edilebiliyor olsa dahi sürüşe izin verilmez.
(12) Katarakta, her bir grup için asgari standartlar mevcut olmak koşuluyla, tıbbi görüş doğrultusunda ve tıbbi kanaatte öngörülen aralıkta muayene ve kontrolleri yapılmak üzere bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarındaki şartları taşımak kaydıyla sürüşe izin verilir.
(13) Afaki;
a) Tek veya iki taraflı afak olanlara ikinci grup sürücü belgesi verilmez.
b) Tek veya iki taraflı afak olanlar ameliyattan 6 ay sonra bu maddenin ikinci fıkrasının (a) bendindeki görme şartlarına sahip iseler birinci grup sürücü belgesi verilir.
c) Psödoafaklar; görme dereceleri bu maddenin ikinci fıkrasındaki şartlara uygun ise Grup 1 ve Grup 2 sürücü belgesi alabilir.
(14) Progresif hastalıklar: Görmeyi zamanla azaltabilecek (katarakt, makula dejenerasyonu, retinapatiler gibi) hastalıklarda görme durumu bu maddenin ikinci fıkrasındaki şartlara uysa dahi, bu sürücülerin muayeneleri yılda 1 kez tekrarlanır.
(15) Şahsın tek gözü var, diğer gözü yok ise veya sadece bir gözünü kullanabiliyor diğer gözde görme yeterli değilse (Bu maddenin ikinci fıkrasının (a) bendi); (Monoküler vizyon var ise)
a) Görme gücü kriteri, gören gözün en az 1.0 görme keskinliği olmalıdır.
b) Görme alanı, şahsın yatay görüş alanı 120 dereceden daha az olamaz.
c) Eğer şahıs herhangi bir nedenle hayatının herhangi bir durumunda tek gözlü (monoküler) olma durumuna gelmiş ise; olayın üzerinden en az 1 yıllık adaptasyon süreci geçmeli ve sonunda şahsın 120 dereceden daha az olmamak koşuluyla görüş alanına sahip olduğu saptanmış olmalıdır.
ç) Monoküler kişiler;
1) A1, A2, B ve F sınıfı sürücü belgesi alabilir.
2) Ticari araç kullanamaz.
3) Kendileri açısından konulan kurallara uyup uymadıklarının denetlenebilmesi için sürücü belgelerine monoküler ibaresi yazılır.
4) Kullanacakları araçların içinde, sağında ve solunda olmak üzere en az 3 ayna bulunması zorunludur.
5) Sürücü belgesi aldıktan sonra her yıl bir göz hekiminden sağlık raporu almaları zorunludur.
6) Kullanacakları araçların azami hız sınırları; yerleşim yeri içinde 50, yerleşim yeri dışında 18/7/1997 tarihli ve 23053 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 100 üncü maddesinde belirtilen hız sınırlarından 10 km daha az olmalıdır.
7) Gece araç kullanamaz. (Gece: gün batımından bir saat sonrası ile gün doğumundan bir saat öncesidir.)
8) Kullandıkları aracın arka camının sol ve sağ üst köşelerine monoküler olduklarını belirleyen işaret yapıştırılması zorunludur. (Ek: 1)
Güvenlik görevlilerinin görsel şartları nelerdir?
özel güvenlik görevlisi olacak kişilerin taşıması gereken sağlık
şartlarında göze ilişkin tek cümle, "körlük, renk körlüğü ve gece körlüğü
bulunmaması" şeklindedir.
Yani renk körlüğü, gece körlüğü ve görme kaybı bulunmayan herkes özel
güvenlik görevlisi olabilir.
Ancak silahlı güvenlik görevlisi olmak için, silah taşıma-bulundurma
ruhsatı edinmek isteyen kişilerin taşıması gereken şartlar (SİLAH
BULUNDURMA VE TAŞIMA RUHSATI VERİLEMEYECEK DURUMLAR:
SAYI: B100THG0100002-3 24.05.2004 - 8470), özel güvenlik görevlilerinin de
en azından sahip olması gereken nitelikler olması gerektiğinden, silahlı
özel güvenlik görevlisi olabilmek için aşağıdaki sağlık şartlarının
bulunması gerekmektedir:
Düzeltmeli veya düzeltmesiz olarak bir gözün görmesi 2/10’dan aşağı, her
iki gözün görme toplamı 12/20’den az olanlara
Silindirik değerlerin toplamı –5 ten ve +3 den daha yukarı değerdeki
refraksiyon kusurları olanlara
Gece körlüğü olanlara
Ptozis-hemiptozis olanlara
Diplopi ve paralitik şaşılık olanlara
Görme alanı defekti olanlara
Renk körlüğü olanlara silah ruhsatı verilmez
Görmeyi zamanla azaltabilecek (katarakt, makula dejenerasyonu,
retinopatiler) hastalığı olanlara yılda bir kez göz muayenesi istenir.
Kısacası:
Özel Güvenlik Görevlisi olur - Silah taşıyabilir olanlar:Silah Bulundurma
ve Taşıma Ruhsatı Alabilecek Olanlardır.
Özel Güvenlik Görevlisi olur - Silah taşıyamaz olanlar: Hiç bir körlüğü
bulunmayanlar
Özel Güvenlik Görevlisi olamaz olanlar: Körlük, renk körlüğü veya gece
körlüğü olanlar
Elektrofizyoloji ve Elektrodiagnostik ne demektir?
Göz Hastalıklarında Elektrofizyoloji Nedir?
Bazı hastalıklarında patolojinin gözün hangi kısmında ya da tabakasında olduğunun araştırılmasında kullanılan özel testlerdir. Bu testler, birbirine benzeyebilen bazı göz hastalıklarının ayırt edilmesine, doğru teşhis konulmasına yararlar.
Önce hastadan dikkatli bir hastalık hikayesi alınır ve ayrıntılı göz muayenesi yapılır. Bulgular gerekli görülen elektrofizyolojik testler ile birleştirilince, retina pigment epitelinden (RPE) beyinde görme merkezinin bulunduğu oksipital kortekse (OK) kadar, görme yollarındaki patolojilerin somut olarak ortaya çıkarılması ve izlenmesi mümkün olur.
Göz Hastalıklarının Teşhisinde Hangi Elektrofizyolojik Testler Kullanılır?
Göz hastalıklarında kullanılan testler şunlardır;
1. VER: “Görme Uyarımına Kortikal “görme merkezinin” Cevabı“ anlamına gelir.
2. Elektroretinografi (ERG)
3. Elektrookulografi (EOG)
VER Nedir, Nerede Kullanılır?
Bir televizyon ekranında, saniyede iki değişim hızıyla, dama tahtası şeklinde, siyah beyaz ve sürekli tersiyle değişen karelerin görüntüsü gözün retina tabakasını uyarır. Test yapılırken, hastaya varsa uzak gözlüğünü taktırılarak, retinada görüntülerin net oluşması sağlanır. Görme yolları vasıtasıyla oluşan biyoelektrik, başımızın en arka kısmında yer alan beynin görme merkezine ulaşır ve orayı (oksipital korteks) uyarır. Burada oluşan mikrovolt düzeyindeki elektrik potansiyeli, bu bölgenin üzerine yerleştirilen elektrotlarla tespit edilir. Uyarı ile ölçüm eş zamanlı olup, beynin sürekli olarak ürettiği elektrik dalgalarından bilgisayar vasıtasıyla ayrılarak, müstakil ve özel dalga şekilleri ortaya çıkarılır. Bu dalgaların oluşum zamanındaki (latans, milisaniye olarak ölçülür) uzamalar veya dalganın şeklindeki değişiklik ile genliğindeki (amplitüd, mikrovolt olarak ölçülür) azalmalar kaydedilir ve değerlendirilir. Makula (sarı nokta), görme siniri ve beyin içindeki görme yollarını etkileyen, biyoelektriğin iletim hız ve miktarını değiştiren her olay, elde edilen dalgalara tesir eder. Sonuçta, VER görme yollarının iletim kalitesini ortaya koyarak, bir patolojinin olup olmadığını, bazı özellikleri ile de türü hakkında bize ipuçları verir.
Elektroretinografi (ERG) Nedir, Ne İşe Yarar?
Gözün aydınlık ve karanlık ortamlarda, beyaz ve renkli ışıklarla, değişik şiddetlerde uyarılması ile retinanın değişik katlarında ortaya çıkan biyoelektrik, kornea üzerine veya çok yakınına yerleştirilen hassas elektrotlar yardımı ile kaydedilir. Elde edilen dalga şekilleri ve voltaj büyüklükleri ölçülerek, retinanın klinik olarak ayırt edilmekte zorluk çekilen bir hastalığının tanınması veya teşhisi konulmuş bir hastalığın evresinin belirlenmesi ya da birbirine benzeyebilen hastalıkların ayırt edilmesi mümkün olur.
Elektrookülografi (EOG) Nedir, Ne İşe Yarar?
Gözün ön kutbu ile arkası arasında sürekli var olan bir potansiyel elektrik farkı vardır. Retina pigment epitel tabakasından doğan bu potansiyel, göz hareketleri ile değişir. Gözün iç ve dış köşelerine yerleştirilen elektrotlar vasıtasıyla ölçüm yapılır. Aydınlıkta ölçülen en büyük genlik (amplitüd, mikrovolt türünden), karanlıkta ölçülen en düşük değere bölünmesi ile elde edilen rakamlara bakılarak, RPE tabakasının durumu ve buradan kaynaklanan hastalıkların adının ve düzeyinin belirlenmesi, klinik bulgular da dikkate alınarak, mümkün olabilir.










